# 65 Yaşındaydım, Denize Gitmiştim… Bir Kadın Mayo Giydiğim İçin Benimle Dalga Geçti — Ama Birkaç Saat Sonra Yaşananlar Her Şeyi Değiştirdi
65 yaşındaydım ve o yaz kendime verdiğim en büyük sözü tutmaya karar vermiştim:
“Artık başkalarının ne düşündüğünü umursamayacağım.”
Eşim vefat edeli üç yıl olmuştu. Çocuklarım kendi hayatlarını kurmuş, evim sessizliğe bürünmüştü. Uzun zamandır kendimi yaşlanmış, gereksiz ve görünmez hissediyordum.
Bir sabah dolabımı açtım ve yıllardır giymeye cesaret edemediğim lacivert mayomu çıkardım.
Aynanın karşısında uzun süre kendime baktım.
Karnım eskisi gibi değildi. Saçlarım tamamen beyazlamıştı. Omuzlarımda yılların yorgunluğu vardı.
Ama gözlerimde hâlâ hayat vardı.
“Ne olacak?” dedim kendi kendime. “Ben de denize gireceğim.”
Çantamı hazırlayıp sahile gittim.
Hava güzeldi. Deniz sakindi. Şemsiyelerin altında insanlar gülüyor, çocuklar kumlarda oynuyordu.
Denize doğru yürürken birkaç kişinin bana baktığını fark ettim. Önceleri aldırmadım.
Ta ki yaklaşık kırk yaşlarında bir kadın, yanındaki arkadaşına yüksek sesle konuşana kadar.
“Bazı insanlar yaşını bilmiyor gerçekten.”
Arkadaşı güldü.
Kadın bana bakıp devam etti:
“Altmış beş yaşında olsam böyle mayo giymeye utanırdım.”
Bir an duraksadım.
Sanki bütün sahil sessizleşmişti.
Kadının gözlerinde alay vardı.
“Ne var?” dedi. “Gerçekleri söylüyorum.”
Yüzüm kızardı.
Çantamı alıp geri dönmeyi düşündüm.
Sonra kendi kendime, “Hayır,” dedim.
“Bugün kaçmayacağım.”
Başımı dik tuttum ve denize girdim.
Suya her adım attığımda içimdeki utanç biraz daha azaldı.
Derinlere doğru yüzdüm.
Bir süre sonra kıyıya baktığımda o kadının hâlâ beni izlediğini gördüm.
Fakat bu kez yüzündeki ifade değişmişti.
Alay etmiyordu.
Şaşkın görünüyordu.
Çünkü ben gençliğimde iyi bir yüzücüydüm ve hâlâ oldukça güçlü yüzebiliyordum.
Yaklaşık yirmi dakika sonra kıyıya döndüm.
Tam havlumu alırken uzaktan bir çığlık yükseldi.
“Çocuğum!”
Herkes denize doğru döndü.
Az önce kumlarda oynayan küçük bir çocuk dalgaların arasında kaybolmuştu.
Annesi çığlık atıyor, insanlar ne yapacağını bilemiyordu.
Cankurtaran kulübesi uzaktaydı ve o an denizin içindeki çocuğa en yakın kişi bendim.
Hiç düşünmeden tekrar suya atladım.
Çocuk panik içinde çırpınıyordu.
“Bana bak!” diye bağırdım. “Korkma! Buradayım!”
Dalgalar yüzüme çarpıyordu.
Çocuğa ulaştığımda kollarını boynuma doladı.
“Beni bırakma!”
“Bırakmayacağım.”
Onu kendime çekip kıyıya doğru yüzmeye başladım.
Birkaç dakika sonra ikimiz de kumların üzerine çıktık.
Çocuğun annesi ağlayarak oğluna sarıldı.
Sonra bana döndü.
“Allah sizden razı olsun. Oğlumu kurtardınız.”
Ben sadece başımı salladım.
Tam ayağa kalkacakken az önce benimle dalga geçen kadının yanıma geldiğini gördüm.
Yüzü bembeyazdı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gözlerimin içine bakarak:
“Ben… özür dilemek istiyorum,” dedi.
“Gerek yok,” dedim.
“Hayır, var.”
Sesi titriyordu.
“Size güldüm. Yaşınızla, mayonuzla dalga geçtim. Sonra sizi o çocuğu kurtarırken gördüm.”
Başını eğdi.
“Ben sizin yaşınızda biri olarak kendimi hayattan çoktan çekmiş olurdum. Siz ise bugün bir çocuğun hayatını kurtardınız.”
Ona baktım.
“İnsanları yaşları değil, yaptıkları tanımlar,” dedim.
Kadının gözleri doldu.
“Keşke bunu daha önce anlayabilseydim.”
Tam o sırada çocuğun annesi tekrar yanıma geldi. Elimi tuttu.
“Çocuğum büyüdüğünde ona bugün olanları anlatacağım,” dedi. “Sizin nasıl cesur olduğunuzu da…”
Gülümsedim.
O gün eve dönerken aynada kendime baktım.
Sabah evden çıkarken utanarak baktığım kadın hâlâ karşımdaydı.
Ama artık onu farklı görüyordum.
65 yaşındaydı.
Evet.
Saçları beyazdı.
Yüzünde kırışıklıkları vardı.
Vücudu genç değildi.
Ama kalbi hâlâ atıyordu.
Ve o gün bir şeyi çok net anlamıştım:
İnsan yaş aldıkça hayattan çekilmek zorunda değildi.
Denize girebilir, gülebilir, dans edebilir, seyahat edebilir, yeni arkadaşlar edinebilir, sevinebilir ve hatta hiç beklemediği bir anda bir başkasının hayatına dokunabilirdi.
Ertesi hafta yine aynı sahile gittim.
Aynı mayoyu giydim.
Kıyıya yaklaştığımda o kadın beni gördü.
Bu kez yanıma geldi.
“Bugün beraber yüzebilir miyiz?” diye sordu.
Gülümsedim.
“Tabii.”
Denize birlikte girdik.
Bir süre sessizce yüzdük.
Sonra kadın bana dönüp:
“Biliyor musunuz,” dedi, “geçen hafta sizinle dalga geçtiğim için bütün gece uyuyamadım.”
“Neden?”
“Çünkü aslında sizinle değil, kendi geleceğimle dalga geçiyormuşum.”
Ne demek istediğini anladım.
İnsan bazen başkasının yaşına bakıp küçümserken aslında kendi korkularını gizler.
O gün ona yalnızca şunu söyledim:
“Hayatın hangi yaşında olursan ol, hâlâ senindir.”
Kadın gülümsedi.
Birlikte kıyıya doğru yüzmeye devam ettik.
Ben ise içimden şunu düşündüm:
**65 yaş, hayatın sonu değildi. Belki de insanın başkalarının ne düşündüğünü bırakıp gerçekten kendisi olmaya başladığı yaştı.**
Ve o günden sonra denize her girdiğimde, insanların bana nasıl baktığını değil, ufkun ne kadar güzel olduğunu görmeye başladım.