“Deniz ile Mert doğdukları gün birbirleriyle karıştırılmışlar.”

Kerem’in söylediği cümle odanın ortasına bırakılmış bir bomba gibi hepimizi susturdu.

“Deniz ile Mert doğdukları gün birbirleriyle karıştırılmışlar.”

Bir süre nefes alamadım. Elimdeki dosyayı açmaya cesaret edemiyordum. Deniz arkamda durmuş, ne konuştuğumuzu anlamaya çalışıyordu. Mert ise annesi Selin’in koluna sarılmıştı.

“Bu nasıl olabilir?” diye sordum sonunda. “Deniz doğduğunda günlerce yenidoğan servisindeydi. Onun bakımını ben yaptım.”

Kerem başını eğdi.

“O gün hastanede çok sayıda doğum olmuş. Bazı kayıtlar elle tutulmuş. Bilekliklerden birinin yenilendiğine dair bir not var. Mert birkaç ay önce rahatsızlanınca yapılan tetkiklerde bizimle biyolojik bağının olmadığı ortaya çıktı.”

Selin ağlamaya başladı.

“Mert bizim oğlumuz,” dedi hemen. “Onu kimse bizden alamaz. Buraya bunun için gelmedik.”

Deniz ürkek bir sesle konuştu:

“Peki ben kimin oğluyum?”

Odaya yeniden sessizlik çöktü.

Yanına gidip dizlerimin üzerine çöktüm. Ellerini tuttum.

“Sen benim oğlumsun.”

“Gerçekten mi?”

“Bundan daha gerçek bir şey yok.”

Kerem gözlerini silerek bize yaklaştı.

“Deniz, biyolojik olarak bizim oğlumuz olabilirsin,” dedi. “Ama seni büyüten, hastalandığında başında bekleyen, ilk kelimeni duyan kişi annen Elif. Biz hiçbir şeyi zorla değiştirmeye gelmedik.”

Deniz yüzüme baktı. Gözlerindeki korkuyu gördüğüm an içimdeki bütün dünya yıkıldı. On yıl boyunca onu kaybetmekten hiç korkmamıştım. Çünkü sevgimizin tartışılmaz olduğuna inanmıştım. Şimdi ise bir hastane hatasının, sahip olduğumuz her şeyi elimizden alabileceğini düşünüyordum.

Nermin Hanım, Mert’e bakarken titriyordu.

“Öyleyse…” dedi. “Mert benim torunum.”

Kerem başını salladı.

“Büyük ihtimalle evet.”

Nermin Hanım bir sandalyeye oturdu. Ellerini yüzüne kapattı.

“Oğlumun çocuğu on yıldır karşımda değilmiş. Torunum başka bir ailede büyümüş. Diğer torunum ise terk edilmiş…”

Sözlerini tamamlayamadı.

Mert ne olduğunu tam anlamıyordu. Selin onun omzuna sarılarak saçlarını okşadı.

“Anne, benim hastalığım yüzünden mi geldik?” diye sordu.

Selin gözyaşlarını gizlemeye çalıştı.

“Evet, oğlum.”

Kerem dosyayı masanın üzerine bıraktı. Mert’in kemik iliğini etkileyen ciddi bir rahatsızlığı olduğunu, tedavinin işe yaraması için uyumlu bir donör bulunması gerektiğini anlattı. Aile içinde yapılan testlerin hiçbiri uyumlu çıkmamıştı. İşte gerçek o zaman anlaşılmıştı.

Nermin Hanım bir anda doğruldu.

“Beni test edin.”

Kerem şaşkınlıkla ona baktı.

“Yaşınız nedeniyle uygun olmayabilirsiniz.”

“Önce test edin,” dedi Nermin Hanım kararlı bir sesle. “Ben uygun değilsem akrabalarımı bulurum. Yeter ki çocuk iyileşsin.”

Mert başını kaldırıp ona baktı.

“Neden bana yardım etmek istiyorsunuz?”

Nermin Hanım’ın dudakları titredi.

“Çünkü bazı insanlar seni daha yeni tanısa da kalbi seni hemen tanır.”

O gün hiç kimse bağırmadı. Kimse çocukları paylaşmaya çalışmadı. Fakat bu, yaşadıklarımızı kolaylaştırmadı.

Deniz odasına kapandı.