35 yaşındaki bir adam, 78 yaşındaki babaannemle evlendi. Onun yalnızca mirasının peşinde olduğundan emindim…
Ta ki cenazeden sonra bana bırakılan mektup, gerçekte kim olduğunu ortaya çıkarana kadar.
Babaannem Münire’yi ziyarete gittiğimde, genç bir adamın ona sevgiyle sarıldığını görünce olduğum yerde donup kaldım.
Babaannem gülümseyerek şöyle dedi:
“Canım, seni Baran’la tanıştırayım. Birbirimizi çok seviyoruz ve yakında EVLENİYORUZ.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Babaannem yıllardır mütevazı evinde tek başına yaşıyordu. Dedemi kaybedeli on beş yıl olmuştu ve o günden beri hayatına kimseyi almamıştı.
Şimdi ise karşıma Baran adında, kendisinden onlarca yaş küçük bir adam çıkmıştı.
Aklıma gelen ilk şey aynıydı.
Kesinlikle mirasının peşindeydi.
Babaannemin evini ve elinde ne varsa ele geçirmek istediğine emindim.
Defalarca onunla konuşup bu evlilikten vazgeçirmeye çalıştım ama bana sadece şunu söyledi:
“Canım, bana GÜVEN. Her şey düşündüğün gibi değil.”
Baran’ı da açık açık uyardım.
“Eğer babaannemi üzersen bunun hesabını verirsin.”
O ise sakinliğini bozmadan sadece şunu söyledi:
“Seni anlıyorum. Ama ben Münire Hanım’ı gerçekten seviyorum.”
İnanmam mümkün değildi.
Aralarında tam kırk üç yaş vardı.
Bunun sevgi olduğuna bir an bile inanmadım.
Mutlaka gizlediği bir plan vardı.
Yine de evlendiler.
Üstelik Baran, babaanneme beklediğimden çok daha ilgili, saygılı ve şefkatli davranıyordu.
Ama içimdeki şüphe hiç bitmedi.
Aradan birkaç ay geçti.
Babaannemi kaybettik.
Acımız tarifsizdi.
Cenazeden sonra avukat hepimizi topladı ve vasiyeti okumaya başladı.
O an evin ve tüm mal varlığının Baran’a kalacağını düşünüyordum.
Fakat avukatın söylediği cümle hepimizi şaşkına çevirdi.
Babaannemin evi bana bırakılmıştı.
Baran’a ise…
Hiçbir şey.
Olanlara hiçbir anlam veremiyordum.
Tam herkes çıkarken avukat beni durdurdu.
Sessizce elime kapalı bir zarf uzattı.
“Bunu sadece sen okuyacaksın,” dedi.
Titreyen ellerimle mektubu açtım.
İlk satırda şunlar yazıyordu:
“Canım torunum… Artık Baran’ın hayatıma neden girdiğini öğrenme vaktin geldi. Bu evlilik en başından beri benim hazırladığım bir plandı.”
Bir sonraki satırı okuduğum anda ise nefesim kesildi..
Mektubun devamını okurken ellerim titriyordu.
“Canım torunum… Artık Baran’ın hayatıma neden girdiğini öğrenme vaktin geldi. Bu evlilik en başından beri benim hazırladığım bir plandı.”
Bir an nefesim kesildi.
Plan mı?
Yıllardır Baran’ın miras avcısı olduğuna inanmış, onu her gördüğümde öfkeyle yaklaşmıştım. Oysa babaannem bunun kendi planı olduğunu söylüyordu.
Devamını okumaya başladım.
“Senin bilmediğin bir gerçekle yaşayamazdım. Bundan sekiz yıl önce bana agresif bir kalp hastalığı teşhisi konuldu. Doktorlar uzun yaşayabileceğimin garantisini vermedi. O gün anladım ki öldüğümde geride sadece bir ev değil, birbirine yabancılaşmış insanlar bırakacaktım.”
Satırların arasında gözyaşlarım damlıyordu.
“Sen beni çok sevdin ama hayatın koşuşturması içinde yalnız kaldığımı fark edemedin. Seni suçlamıyorum. İnsan bazen en çok sevdiği kişilerin sessizliğini duyamıyor.”
İçime ağır bir suçluluk çöktü.
Gerçekten de onu seviyordum ama ziyaretlerim giderek seyrekleşmişti.
Mektup devam ediyordu.
“Baran’la bir huzurevinde tanıştım. Oraya gönüllü olarak gelip yaşlılarla ilgileniyordu. İlk başta bana da çay getiriyor, sohbet ediyordu. Haftalar geçtikçe onun kim olduğunu öğrendim.”
Baran…
Demek gerçekten tesadüf değildi.
“Baran çocuk yaşta anne ve babasını kaybetmiş. Kimsesi kalmamış. Hayatını yaşlı insanlara yardım etmeye adamış. Bana hiçbir zaman para ya da miras hakkında tek kelime etmedi.”
Mektubu elimden indiremedim.
Babaannem yazmaya devam etmişti.
“Bir gün ona evlenme teklifini ben yaptım.”
Şaşkınlıktan gözlerimi kapattım.
Baran değil…