Ve birkaç saniye sonra söylediği tek cümle, o evdeki herkesin hayatını değiştirdi:

“Hayır doktor… Bu mümkün olamaz.”

Kerem’in bu sözlerini duyduğumda Aras hâlâ kucağımda uyuyordu.

Melis’in yüzü bembeyaz olmuştu.

“Doktor ne söyledi?” diye sordum.

Kerem telefonu yavaşça indirdi.

Bir süre bana baktı.

Sanki söylemek istediği kelimeler boğazına takılıyordu.

“Aras’ın kanında çok nadir görülen bir işaret bulmuşlar.”

“Ne demek bu?”

“Tek başına önemli olmayabilirmiş. Ama hastane eski kayıtları karşılaştırırken aynı özelliği başka bir hastada daha görmüş.”

Kerem’in gözleri benim üzerimdeydi.

“Kimde?” dedim.

Cevabı zaten hissediyordum.

“Sende, Aylin.”

Odanın içindeki bütün sesler kayboldu.

“Bende mi?”

“Defne’yi doğurduğun hastanedeki kan sonuçlarında.”

Melis aniden araya girdi.

“Bu saçmalık!”

Kerem ona döndü.

“Neden bu kadar korktun?”

“Korkmadım.”

“Korktun.”

Melis birkaç saniye sustu.

Sonra çantasını aldı.

“Ben bu deliliğin içinde olmayacağım.”

Kapıya yöneldi.

Kerem arkasından,

“Melis!”

diye seslendi.

Ama kadın durmadı.

İşte o anda ilk kez şunu düşündüm:

Melis sadece kıskanç değildi.

Bir şey biliyordu.

Ertesi sabah hastaneye çağrıldık.

Aras’tan yeniden kan aldılar.

Benden de.

Kerem’den de.

Melis gelmek istemedi ama avukatların baskısıyla geldi.

Koridorda kimse konuşmuyordu.

Sonunda doktor Cem Yalçın dosyalarla odaya girdi.

“Öncelikle,” dedi, “burada kesin sonuçlara ulaşmadan kimsenin varsayım yapmasını istemiyorum.”

Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.

“Aras’ın bazı mamaları tolere edememesini açıklayabilecek metabolik bir durum tespit ettik. Anne sütünü daha rahat kabul etmesinin tıbbi bir açıklaması olabilir.”

Kerem sabırsızlandı.

“Peki Aylin’le bağlantısı?”

Doktor gözlüğünü çıkardı.

“İşte asıl mesele o.”

Önümüze iki dosya koydu.

“Aylin Hanım ile Aras’ın bazı nadir genetik işaretleri beklediğimizden çok daha fazla örtüşüyor.”

Ellerim buz kesti.

“Ne söylüyorsunuz?”

“Aranızda yakın bir biyolojik bağ olma ihtimali var.”

Ayağa kalktım.

“Hayır.”

Doktor sakin olmaya çalıştı.

“Kesin konuşmuyorum.”

“Benim bebeğim öldü.”

Sesim yükselmişti.

“Defne benim kollarımda öldü.”

Doktor başını eğdi.

“İşte bu yüzden doğum kayıtlarının yeniden incelenmesini istedim.”

O sırada Melis sandalyesinden fırladı.

“Ben gidiyorum.”

Kerem önünü kesti.

“Hiçbir yere gitmiyorsun.”

“Bana emir veremezsin.”

“Aras’ın annesisin.”

Melis ona öyle bir baktı ki odadaki herkes sustu.

Sonra acı bir gülümsemeyle,

“Bundan artık o kadar emin olma.”

dedi.

Kerem’in yüzü değişti.

“Ne dedin?”

Melis gözlerini kapattı.

Ve sonunda ilk sırrını anlattı.

Hamileliği sırasında Kerem’i aldatmıştı.

Adamın adı Baran Ersoy’du.

Kerem’in yıllardır ticarette karşı karşıya geldiği büyük bir yatırım şirketinin sahibiydi.

Melis ile Baran aylarca gizlice görüşmüşlerdi.

“Aras’ın babasının Baran olabileceğini biliyor muydun?”

diye sordu Kerem.

Melis sessizce başını salladı.

Kerem sandalyeye oturdu.

Hayatımda ilk kez zenginliğin bir insanı hiçbir şeyden koruyamadığını orada gördüm.

Milyarlarca liralık şirketlerin sahibi olabilirdiniz.

Ama tek bir cümle sizi yine de paramparça edebilirdi.

Üç gün sonra babalık testi geldi.

Aras, Kerem’in biyolojik oğlu değildi.

Fakat asıl şok bundan sonra yaşandı.

Baran da Aras’ın babası değildi.

Melis çığlık attı.

“Bu imkânsız!”

Doktor dosyaya baktı.

“İmkânsız değil.”

Sonra bana döndü.

“Aylin Hanım, sizden ve Aras’tan ayrıntılı DNA testi yaptık.”

Dizlerimin bağı çözüldü.

Kerem kolumdan tuttu.

Doktorun sonraki cümlesini hayatım boyunca unutmayacağım.

“Aras sizin biyolojik oğlunuz.”

Nefes alamadım.

“Ne?”

“DNA sonucu açık.”

Başımı sallamaya başladım.

“Hayır. Ben kız çocuk doğurdum. Defne…”

Doktor sessizce önündeki başka dosyayı açtı.

“Doğum yaptığınız gece aynı hastanede Melis Hanım da doğum yapmış.”

Kerem ona baktı.

“Ne?”

Ben de Melis’e döndüm.

Onu daha önce hiç görmemiştim.

Ama doğumlarımız aynı gece, aynı hastanede gerçekleşmişti.

Hastanenin kayıt sistemi o gece kısa süreliğine çökmüş.

Yeni doğan bölümünde iki bebeğin kimlik bileklikleri değiştirilmişti.

Sonradan ortaya çıkan güvenlik kayıtları ve hemşire ifadeleri korkunç ihtimali doğruluyordu.

Benim sağlıklı bebeğim yanlışlıkla Melis’e verilmişti.

Melis’in ağır kalp rahatsızlığıyla doğan bebeği ise bana.

Ben haftalarca mezarına gidip Defne diye ağladığım çocuğun aslında benim bebeğim olmadığını o gün öğrendim.

Diğer Sayfaya Geçiş Yaparak hikaayenin Devamını Okuyabilirsiniz.