60 yaşındayım. Bir gün doktora gittim

Doktorun dudaklarından çıkan cümleyi duyduğumda önce yanlış anladığımı sandım.

— Hanımefendi, burada bir bebek yok.

Sanki hastanenin bütün sesleri bir anda kesildi. Elimi karnımdan çekemedim.

— Ne demek yok? Dokuz aydır nasıl büyüdü? Testler, kontroller…

Doktor derin bir nefes aldı.

— Hamilelik testi pozitif çıkmış olabilir. Karnınız da gerçekten büyümüş. Fakat görüntülerde rahimde gelişen bir bebek görünmüyor. Önce ayrıntılı ultrason ve başka tetkikler yapmamız gerekiyor.

Dünyam başıma yıkılmıştı. Aylar boyunca konuştuğum, ninniler söylediğim bebeğim yok muydu?

Beni hemen başka bir odaya aldılar. Eşim kapının önünde bekliyordu. Yüzümü görünce bana doğru koştu.

— Ne oldu?

Cevap veremedim. Sadece başımı salladım.

Saatler süren incelemelerden sonra doktorlar nihayet yanıma geldi. Bu kez odadaki herkes çok daha sakindi.

— Sonuçları inceledik, dedi genç doktor. Karnınızdaki oluşum bir tümör değil. Ancak rahminizin dışında, karın boşluğunda gelişen çok nadir bir gebelik söz konusu.

Nefesimi tuttum.

— Yani… gerçekten bebeğim var mı?

Doktor başını salladı.

— Evet. Fakat bu çok riskli bir durum. Bebeğin bulunduğu yer nedeniyle doğum şekliniz normal olmayacak. Sizi ve bebeği kaybetmemek için çok dikkatli hareket etmemiz gerekiyor.

O an gözlerimden yaşlar boşandı. Dokuz ay boyunca hissettiğim her hareket gerçekmiş. Bebeğim gerçekten benimleydi.

Ameliyat günü geldiğinde korkudan titriyordum. Eşim elimi tuttu.

— Yıllarca bekledin, dedi. Şimdi onun için güçlü ol.

Gözlerimi kapattım ve ilk kez içimdeki korkudan daha büyük bir şey hissettim: umut.

Saatler sonra ameliyathanenin kapısı açıldı. Genç doktor yüzünde yorgun ama sıcak bir gülümsemeyle çıktı.

— Anne ve bebek iyi.

O iki kelimeyi duyduğum anda ağlamaya başladım.

Bir süre sonra bebeğimi kucağıma verdiler. Minicik elleri vardı. Yüzüne baktığımda dokuz ay boyunca kurduğum bütün hayaller gözümün önünden geçti.

Onu göğsüme bastırıp fısıldadım:

— Seni beklemekten hiç vazgeçmedim.






devamı sonraki sayfada…