“Selin… Bu adam kim?”

Aslında hepimiz adamın kim olduğunu biliyorduk.

Fotoğraftaki kişi Haluk Bey’di.

Selin’in kocası Tolga’nın babası.

Ama Neriman Hanım’ın asıl sorduğu şey başkaydı.

“Bu adam senin için kim?”

Selin birkaç saniye konuşamadı.

Sonra yerdeki fotoğrafı hızla almak için eğildi.

Ben ondan önce davranmadım.

Kimse davranmadı.

Fotoğraf yerde kaldı.

Bazen gerçeğin ortaya çıkması için insanların birbirlerinin elinden bir şey kapmasına gerek kalmıyor. Yeterince uzun süre saklanan bir sır, zamanı geldiğinde kendi kendine yere düşüyor zaten.

Murat ağır ağır ayağa kalktı.

“Selin.”

Kız kardeşi gözlerini kaçırdı.

“Yanlış anlıyorsunuz.”

Murat acı acı güldü.

“Ne yanlış anlıyoruz?”

“Haluk Amca’yla konuşuyordum.”

“Otelde mi?”

Selin birden bana döndü.

“Sen mi anlattın?”

İşte o anda anladım.

Hâlâ en büyük derdi yaptığı şey değil, benim görmüş olmamdı.

“Hayır,” dedim. “Henüz hiçbir şey anlatmadım.”

“Yalan söylüyor!”

“Selin!”

Bu kez bağıran Neriman Hanım’dı.

Hayatımda onu ilk kez o kadar sert gördüm.

Masaya tutunuyordu.

Bakışları ise kızının çantasından çıkan kolyedeydi.

“Önce bunu açıkla.”

Selin sustu.

“Kolyemi neden çantana koydun?”

“Ben koymadım.”

Neriman Hanım başını salladı.

“Yeter.”

Tek kelimeydi.

Ama o evde yıllardır biriken bütün yorgunluk o kelimenin içindeydi.

Selin’in yüzü değişti.

Bir anda mağdur olan kişi rolüne geçti.

“Ben sadece Aslı’nın nasıl biri olduğunu göstermek istedim.”

Ben istemsizce güldüm.

“Benim nasıl biri olduğumu göstermek için annenin kolyesini benim üzerime mi attın?”

Selin cevap vermedi.

Murat bana döndü.

Yüzünde utanç vardı.

Fakat o anda onun utancını taşımaya niyetim yoktu.

Bavulum hâlâ kapının önündeydi.

Benim için asıl mesele buydu.

Karısı hırsızlıkla suçlanırken susmuştu.

Kız kardeşi beni evden kovarken yine susmuştu.

Gerçeğin ortaya çıkması Murat’ın sessizliğini yok etmiyordu.

“Bavulumu alacağım,” dedim.

Murat önümde durdu.

“Aslı, bekle.”

“Ne için?”

“Konuşalım.”

“Az önce konuşman gerekiyordu.”

Başını eğdi.

Selin ise arkamdan, “Her şeyi büyütüyor!” dedi.

Dönüp yüzüne baktım.

“Hayır. Ben yıllardır küçülttüğüm şeyleri artık olduğu boyutta görüyorum.”

Sonra bavulumu aldım.

O gece arkadaşım Zeynep’in Çankaya’daki küçük evinde kaldım.

Zeynep bana hiçbir şey sormadı.

Mutfakta çay koydu.

Önüme eski bir pijama bıraktı.

“İstersen anlatırsın,” dedi.

İşte bazen aile olmak için aynı soyadı taşımak gerekmiyor.

Ertesi sabah telefonumda on yedi cevapsız arama vardı.

Dokuzu Murat’tan.

Üçü Neriman Hanım’dan.

İkisi bilinmeyen numaradan.

Diğerleri ise Tolga’dandı.

Tolga’yı aramaya elim gitmedi.

Çünkü söyleyeceğim şeyin bir insanın evliliğini parçalayabileceğini biliyordum.

Ama başka bir soru da içimi kemiriyordu.

Ben söylemezsem, Selin’in yalanının parçası olur muydum?

Saat on bire doğru Murat geldi.

Zeynep kapıyı açtı.

Murat beni görünce ilk söylediği şey şu oldu:

“Özür dilerim.”

Cevap vermedim.

“Aslı, gerçekten özür dilerim.”

“Beni neden savunmadın?”

“Şok oldum.”

“Hayır.”

Başını kaldırdı.

“Ne?”

“Şok olmadın. Sen yıllardır böylesin. Annen bir şey söylediğinde susuyorsun. Selin bana laf attığında susuyorsun. Bir sorun çıkmasın diye her şeyi görmezden geliyorsun.”