BÖLÜM 1
Güzelyurt’un üzerine yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken, yırtık bir şala bürünmüş yaşlı bir kadın küçük Umut Fırını’nın önüne oturdu.
Ayakkabıları çamurla kaplıydı, saçları kirli bir başörtüsünün altına gizlenmişti ve ellerini günlerdir yemek yememiş biri gibi öne doğru uzatmıştı.
Ancak, bu kadın bir dilenci değildi.
O, 68 yaşındaki iş kadını Zehra Karahan’dı; depoların, zeytin işleme tesislerinin, nakliye kamyonlarının ve İzmir’deki birçok binanın sahibiydi.
Tek oğlu Burak’ın evlenmek istediği genç fırıncı kızı, Elif Yılmaz’ı araştırmak için kılık değiştirmişti.
— Borç batağında, bebekli ve asil bir soyadı bile olmayan bir kadının senin geleceğini mahvetmesine izin vermeyeceğim, diye uyarmıştı Zehra.
Burak geri adım atmamıştı.
— Elif bizim paramızı istemiyor. O çalışkan, namuslu biri ve ben onu seviyorum.
— Banka hesaplarını görene kadar hepsi aynı şeyi söyler.
— Sanki fakir olmak bir suçmuş gibi konuşuyorsun.
Bu cümle ona bir tokattan daha ağır gelmişti.
Zehra, servetini dul kaldıktan sonra kendi tırnaklarıyla inşa etmişti ve oğluna yaklaşan herkesin onu kullanmak istediğinden emindi.
Bu yüzden, kim olduğunu belli etmeden Elif’i gözlemlemeye karar vermişti.
Fırın kapanmak üzereyken, Elif mavi bir battaniyeye sarılı bir bebeği kucağında taşıyarak dışarı çıktı. Saçlarında un vardı, gözaltları yorgunluktan çökmüştü ve kolunda eski bir yanık izi duruyordu.
Sözde dilenciyi görünce dükkana geri döndü.
Zehra küçümseyen bir gülümseme attı.
Kadını görmezden gelip kapıyı kilitleyeceğini düşünmüştü.
Ama Elif iki peynirli poğaça, bir bardak sıcak demli çay ve küçük bir battaniye ile geri döndü.
— Buyrun, teyze. Gece çok soğuk olacak.
— Param yok.
— Bunları size satmıyorum ki.
Zehra kasanın neredeyse boş olduğunu görmüştü. Bu yiyecekler artakalanlar değildi. Elif’in kirayı ödemek için onları satmaya ihtiyacı vardı.
Buna rağmen, onları kadına hediye etmişti.
Sonraki birkaç gün boyunca Zehra onu izlemeye devam etti. Sabahın 5’inden itibaren çalışmasını, bebeği sakinleştirirken bir yandan da hamur yoğurmasını ve pazardaki bazı esnafların alaylarına katlanmasını izledi.
— İşte zengin bir sevgili bulan açıkgöz, diye mırıldanıyorlardı. Başkasının çocuğu kucağındayken herkes sırtını dayayacak birini arar tabii.
Elif onlara asla cevap vermiyordu. Sadece küçük Can’ın kulaklarını kapatıyor ve başı dik bir şekilde yürümeye devam ediyordu.
Zehra ayrıca Elif’in üç aylık kira borcu olduğunu ve Tefeci Rıza adlı bir adamın onun elinden dükkanı almakla tehdit ettiğini de öğrendi.
Sonunda kızın zayıf noktasını bulduğuna ikna olan Zehra, ona 20.000.000 Türk Lirası değerinde bir teklifle kendi avukatını gönderdi.
Eğer fırını satar, kasabayı terk eder ve bir daha Burak’ı aramazsa para onun olacaktı.
Elif sözleşmenin tamamını okudu.
Sonra vefat eden kız kardeşinin eski bir fotoğrafına baktı ve çeki yırttı.
— Fakir bir insanın satamayacağı şeyler vardır, çünkü onlar elinde kalan tek şeylerdir.
Ertesi gün Tefeci Rıza öfkeyle dükkandan içeri girdi, Elif’e hakaretler savurdu ve parmağıyla bebeği işaret etti.
— Karnını şişiren o zengin züppesine söyle de borçlarını ödesin.
Elif’in yüzü bembeyaz oldu.
O sırada yandaki dükkanın kasabı Sevim Abla elinde koca bir satırla ortaya çıktı ve herkesin önünde bağırdı:
— Can, Elif’in oğlu değil, seni hayvan! O onun yeğeni!
Zehra’nın nefesi kesildi, çünkü az sonra duyacağı gerçek, onu kendi hikayesinin kötü karakterine dönüştürmek üzereydi.
BÖLÜM 2
Bütün çarşı derin bir sessizliğe büründü.
Elif, Can’ı göğsüne bastırırken, Sevim Abla aylardır içinde tuttuğu bir öfkeyle Rıza’ya bakıyordu.
— Kız kardeşi Leyla ve kocası bu fırının gerçek sahipleriydi, diye açıkladı. Beş ay önce freni patlayan bir kamyon onları yoldan çıkardığında hayatlarını kaybettiler.
Elif gözlerini kapattı.
DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.