Büyükannem, eski el çantasını onunla birlikte gömmemiz için bize yıllarca söz verdirdi, ama kimsenin içine bakmasına asla izin vermedi — Cenazeden önce çantayı açtığımda gördüğüm şey karşısında çığlık attım.

Çantanın içinden çıkardığım şey, eski bir fotoğraf albümüydü.

Ama bu sıradan bir albüm değildi.

Kapağında yalnızca tek bir tarih yazıyordu:

1979.

Albümü açtığımda, sararmış fotoğraflarla dolu sayfalar karşıma çıktı. Büyükannem gençti. Saçları koyu renkli, yüzü daha canlıydı. Yanında ise daha önce hiç görmediğim bir adam vardı.

Fotoğrafın arkasında şu yazıyordu:

“Münevver ve Hasan — 14 Mayıs 1979.”

Hasan…

Ailede bu ismi hiç duymamıştım.

Bir sonraki fotoğrafı çevirdim.

Büyükannem bir hastanenin önünde duruyordu. Kucağında yeni doğmuş bir bebek vardı.

Fotoğrafın arkasındaki tarih, büyük dayımın doğumundan yalnızca birkaç ay öncesine aitti.

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

“Bu da ne?”

Albümün arasından küçük, kahverengi bir zarf düştü.

Üzerinde el yazısıyla yalnızca şu yazıyordu:

“Torunlarıma.”

Zarfı açmaya elim varmadı.

Çünkü Büyükannemin yıllarca neden bu çantayı gömmek istediğini artık anlamaya başlamıştım.

Belli ki bu çanta onunla birlikte gömülürse, bütün bu sırlar da onunla birlikte toprağa girecekti.

Ama neden?

Zarfı açtım.

İçinden birkaç sayfalık bir mektup çıktı.

İlk satırı okuduğumda gözlerim doldu.

“Eğer bu mektubu okuyorsanız, demek ki verdiğim sözü tutamadınız.”

İstemeden gülümsedim.

Bu tam da Büyükannemin söyleyeceği bir şeydi.

Sonra okumaya devam ettim.

“Biliyorum, merak ettiniz. Belki bana kızacaksınız. Belki de ailemizin yıllardır sakladığı gerçeği öğrendiğinizde birbirinize düşeceksiniz. Ama sizden tek istediğim, önce sonuna kadar okumanız.”

Sandalyeye oturdum.

“On bir torunum var. Ve hayatım boyunca her birinize ayrı ayrı, ‘Sen benim en sevdiğim torunumsun’ dedim.”

Bir an durup ağladım.

Sonra devam ettim.

“Bunu söylediğim için beni bencil bulabilirsiniz. Ama bunu yapmamın bir nedeni vardı.”

Bir sonraki satırı okurken ellerim titremeye başladı.

“Çünkü çocukluğunuzdan beri birbirinizle kıyaslandığınızı gördüm.”

Başarılı olan daha çok seviliyordu.

Daha güzel olan övülüyordu.

Daha çok para kazanan saygı görüyordu.

Daha sessiz olan unutuluyordu.

“Ben sizin hiçbirinizin kendisini diğerinden daha az değerli hissetmesini istemedim. Bu yüzden hepinizin en sevdiğim torunum olduğunuzu söyledim.”

Gözlerim doldu.

Ama mektubun asıl sırrı henüz gelmemişti.

Sayfanın devamında Büyükannem şunları yazmıştı:

“Fakat çantayı asıl saklama nedenim bu değil.”

Kalbim bir anda hızlandı.

“1979 yılında oğlum Hasan’ın başına korkunç bir olay geldi.”

Hasan’ın fotoğrafına tekrar baktım.

Büyükannemin yanında duran adam…

Demek oydu.

“Hasan’ın bir çocuğu oldu. Fakat doğumdan hemen sonra bebeğin öldüğü söylendi.”

Nefesimi tuttum.

“Ben bunun doğru olmadığını biliyordum.”

Mektubun devamında, hastanede çalışan yaşlı bir hemşirenin Büyükanneme gerçeği anlattığını yazıyordu.

Bebeğin ölmediğini…

Hastanede bir karışıklık yaşandığını…

Ve başka bir aileye verildiğini.

Büyükannem yıllarca o çocuğu aramıştı.

Fakat bulamamıştı.

Ta ki yıllar sonra bir mektup gelene kadar.

Çantanın içindeki ikinci zarfı çıkardım.

Bu kez zarfın üzerinde bir isim vardı.

Hasan.

Zarfın içinden eski bir doğum belgesi, birkaç hastane kaydı ve siyah beyaz bir fotoğraf çıktı.

Fotoğraftaki çocuk büyümüştü.

Adam olmuştu.

Ve fotoğrafın altında bir isim yazıyordu.

O ismi görünce nefesim kesildi.

Çünkü bu adamı tanıyordum.

Ailemizde yıllardır adı geçen, fakat kimsenin Büyükannemle bağlantısını açıklayamadığı biriydi.

Meğer Büyükannem gerçeği yıllar önce öğrenmişti.

Aileden biri sandığımız kişi aslında yıllarca başka bir hayat yaşamıştı.

Ama asıl şaşırtıcı olan, Büyükannemin bunu neden herkesten sakladığıydı.

Mektubun son sayfasına geçtim.

“Onu bulduğumda artık çok geçti. Kendi ailesi vardı. Gerçeği öğrendiğinde hayatının yıkılmasını istemedim. Benim yaptığım hata yüzünden onun çocuklarının da acı çekmesini istemedim.”

“Bu yüzden sustum.”

“Bazen gerçek, insanları özgürleştirmez. Bazen yalnızca yıllarca kapanmış yaraları yeniden açar.”

Mektubu elimden bıraktım.

Büyükannem sırrı kendisi için saklamamıştı.

Birilerini korumak için saklamıştı.

Çantanın en altında küçük bir not daha vardı.

Bu kez üzerinde benim adım yazıyordu.

Açtım.

“Bunu sen bulduysan, demek ki bana verdiğin sözü bozmuşsun.”

İstemeden güldüm.

“Fakat kızmıyorum.”

Sonra şu cümleyi okudum:

“Çünkü bazı sırlar toprağa gömülmek için değil, doğru zamanda sevgiyle ortaya çıkarılmak için saklanır.”

Gözyaşlarım yanağımdan süzülürken mektubun son satırına ulaştım ..

gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfada….