Evime temizliğe gelen ve yıllarca “Ablam” diyerek soframa oturttuğum o kendi halindeki sessiz kadının vefatından sonra eşyalarını toplamasına yardım ediyordum; yatağının altından dökülen banka cüzdanları ve tapuların üzerindeki ismin rahmetli kocama ait olduğunu gördüğüm an nefesim kesildi.
Tozlu bir rafin üzerinde duran eski bir radyonun cızırtısı gibiydi hayatım o an; kesik kesik, ne olduğu belirsiz ama kulak tırmalayan bir gerçeklik. Meryem Abla, evimize ilk geldiğinde saçlarına düşen aklar bile utangaçtı. Sessizdi, adımları sanki yerdeki karıncaları bile incitmekten korkar gibi hafifçe basardı yere. Onu sadece bir “temizlikçi” olarak görmemiştim hiç. O, Selim’i kaybettiğim o karanlık yıllarda mutfağımdaki tencerenin kaynamasını sağlayan, gözyaşlarımı sildiğim mendili yıkayan, soframın en kıdemli ve en sessiz ortağıydı.
Vefat haberi geldiğinde, içimde bir yerlerde eski bir kütüphane yıkılmış gibi hissettim. Kimsesi yoktu, öyle bilirdik. O küçük, nem kokulu tek göz odasına, emanetlerini toplamak için girdiğimde niyetim sadece ona son görevimi yapmaktı. Fakat yatağının altındaki o eski valizi çekip içinden dökülen banka cüzdanlarını ve tapuları gördüğümde, dünya altımdan kaydı.
Tapuların üzerinde, o hiç değişmeyen, sert ama güven veren imza duruyordu: Selim A… Rahmetli kocam
Nefesim boğazımda düğümlendi. Kağıtları elime aldığımda parmaklarımın titremesini durduramıyordum. Sadece bir tapu değil, beş tapu… Üç farklı şehirde arsalar, dükkanlar… Ve banka cüzdanlarındaki rakamlar, benim bugün sahip olduğum mal varlığından çok daha fazlasını işaret ediyordu. Hepsi Meryem’in üzerineydi ama finansör Selim’di.
“Nasıl olur?” diye fısıldadım boş odaya. Selim, benim dürüst, sadık, her adımı şeffaf kocam… Yıllarca bu sessiz kadına gizli bir servet mi akıtmıştı? Bir ihanetin belgesi miydi bu kağıtlar? Meryem, o “kendi halindeki” kadın, aslında kocamın gizli hayatının başrolü müydü?
Odanın havası aniden ağırlaştı, duvarlar üzerime gelmeye başladı. Valizin en dibinde, sararmış bir zarf buldum. Zarfın üzerinde sadece iki kelime yazıyordu: “Selim’den, Emanetçime.”
devamı sonraki sayfada…