Kadın sessiz kaldı.
— Sana bir şey sordum anne.
— Doktor evi aradı, diye itiraf etti sonunda. — Sen perişan haldeydin. Kalarak eline ne geçecekti? Bebek zaten ölmüştü.
Meryem gözlerini kapattı. Eksik olan tek cevap buydu.
Sinan hamilelikten habersiz bir şekilde hastaneye gitmişti, evet. Ancak Betül Hanım kadın doğum uzmanının telefonunu almış, Meryem’in bebeği kaybettiğini öğrenmiş ve Sinan raporu okumadan önce onu oradan ayrılmaya ikna etmişti.
Sinan da boyun eğmişti; çünkü kaçmak, sormaktan her zaman daha kolay gelmişti.
— Bana sadece sırtını incittiğini söylemiştin, diye fısıldadı Sinan.
— Öyleydi de zaten. Gerisi artık düzeltilemezdi.
Sinan midesi bulanarak geri çekildi.
— O benim çocuğumdu.
— Hayatını mahvedecekti.
Tokat sesi bütün butikte yankılandı.
Vuran Meryem değildi. Sinan’dı.
Betül Hanım elini yanağına götürdü ve oğluna öfke ile şaşkınlık karışımı bir ifadeyle baktı. Durum daha da kötüleşmeden Murat araya girdi.
— Yeter. Herkes dışarı.
Meryem yavaşça nefes aldı. Artık adaletini tokatlarla aramak istemiyordu. Tek istediği, kendisinden çalınmak istenen o günü geri kazanmaktı.
Aynadaki aksine baktı.
Gelinliğin hafif kolları, yumuşak bir beli ve ameliyat izini tahriş etmeyecek şekilde tasarlanmış dantel bir paneli vardı. Bu bir zırh ya da kostüm değildi. Yaşayan, nefes alan bir kadının elbisesiydi.
— Bunu alıyorum, dedi.
Sinan yıkılmış bir halde ona baktı.
— Meryem, seninle konuşmam lazım.
— Benimle 6 ay önce konuşman lazımdı.
— Bütün gerçeği bilmiyordum.
— Yetecek kadarını biliyordun. Geleceğine söz verip gelmediğini biliyordun. Seni 11 saat boyunca aradığımı biliyordun. Ameliyat olduğumu ve sadece 5 dakika kaldığını biliyordun.
Sinan sesini alçalttı.
— Seni o kurtardı diye mi onunla evleniyorsun?
Meryem dosdoğru gözlerinin içine baktı.
— Murat omurgamı onardı. Hayatımı ise terapiyle, rehabilitasyonla ve yataktan hiç kalkmak istemediğim o sayısız günle ben kurtardım. Kimseye bir düğün borcum yok.
Murat gülümsemedi. Sadece Meryem’in ihtiyaç duyduğu alana saygı göstererek yanı başında durdu.
— Onunla evleniyorum çünkü fırtınalar içinde yaşamadığım için özür dilemek zorunda kalmadan, onun yanında huzur bulabiliyorum.
Rüya çantasını aldı.
— Ben de gidiyorum.
Sinan telaşlandı.
— Bekle. Senin bununla hiçbir ilgin yok.
— Her şeyiyle ilgim var. Sigarayı bırakma sebebin kendine bakmak istemen değil, gitmekle tehdit etmemdi. Tekilayı beni özel hissettirmek için bıraktın. Bugün anlıyorum ki yarın bir gün bu fedakârlıkları bana itaat ettirmek için başıma kakacaktın.
Meryem’e döndü.
— Sana takıntılı dediğim için özür dilerim. Bana kendisinin iyi adam olduğu bir masal anlattı ve ben de inanacak kadar aptallık ettim.
Meryem başını salladı. Rüya onun dostu ya da bir melek değildi ama düşmanı da değildi. Sadece, yoğun duyguları aşka dönüştürmekte usta olan bir adamın ağına düşmüş genç bir kadındı.
Üçü de ayrı ayrı çekip gittiğinde, Murat Meryem’in bastonunu aldı ve ona baskı yapmadan uzattı.
— Gitmek ister misin?
— Hayır. Etek boyunun ayarlanması gerekiyor.
Butik sorumlusu gergin bir kahkaha attı. Meryem de güldü, ardından ağlamaya başladı.
Murat ondan sakinleşmesini istemedi. Mendil uzattı ve gelinliğe kimsenin basmamasına dikkat ederek onun yanına, yere oturdu.
— Pişman mısın? diye sordu Meryem.
— Seninle evleneceğime mi?
— Bu kadar karmaşık bir hikâyeye girdiğine.
— Ben senin hikâyene girmiyorum, diye cevap verdi Murat. — Seninle birlikte bundan sonraki kısmı inşa ediyorum.
Bu söz hiçbir şeyi silmedi ama Meryem’e bir sonraki adımını sağlam basabileceği bir zemin verdi.
O gece Sinan, Meryem’i apartmanının önünde bekledi. Kırışmış gömleği ve yerle bir olmuş gururuyla berbat görünüyordu.
— 5 dakika, diye yalvardı.
— Seninle baş başa konuşmayacağım.
Murat lobiden onları izliyordu; gerektiğinde müdahale edebilecek kadar yakın, onun adına karar vermeyecek kadar uzaktaydı.
Sinan kabul etti.
— Rüya benden ayrıldı. Annemi de şirketten çıkardım. Bazı e-postalar buldum. Yokluğum fark edilmeden önce misafirlere senin kriz geçirdiğini söylemesi için düğün organizatörüne para ödemiş.
Meryem’in midesi bulandı.
— Ve bu seni masum mu yapıyor?
— Hayır. Kendi yerine annesinin düşünmesine izin veren bir korkak yapıyor.
Cebinden katlanmış bir çizim çıkardı. Yıllar önce, bir gün Sapanca Gölü kıyısında evleneceklerine yemin ettiği zamanlarda çizdiği o ilk gelinlik taslağıydı.
— Eşyalarının arasında buldum.
— Artık bana ait değil.
— Beni affedebilir misin?
Meryem cevap vermeden önce bir süre duraksadı.
Aylarca bu anı hayal etmişti. Hayallerinde Sinan ağlıyor, kendisi ise kaybettiği her şeyi bir anda geri kazanıyordu. Fakat karşısında sadece çok geç kalmış, pişman bir adam vardı.
— Özrünü duydum, dedi. — Bugün sana verebileceğim tek şey bu.
— Onu hâlâ seviyor musun?
— Bu da artık seni ilgilendirmez.
Sinan Murat’a doğru baktı.
— Ben seni gerçekten sevmiştim.
— Sen beni, birine ihtiyaç duyulmaktan zevk alan ama iş sorumluluk almaya gelince kaçan birinin sevebileceği gibi sevdin.
Sinan saklamadan ağladı.
— Bebeği bilseydim…
— Belki kalırdın. Belki de kalmazdın. Artık hayatımı ihtimaller üzerine kurmayacağım.
Meryem onun yanından geçip gitti. Asansöre bindiğinde elleri titriyordu ama arkasına bakmadı.
Bir ay sonra, Çeşme’de bir kır bahçesinde Murat ile evlendi. 40 davetli vardı; lezzetli yemekler, canlı müzik ve teyzelerinin hazırladığı ev tatlıları eşliğinde sade bir düğün oldu.
Annesi törenden önce ona sarıldı.
— Alkazar ailesine hiçbir şey kanıtlamak zorunda değilsin.
— Onlara karşı kazanmak için evlenmiyorum, diye cevap verdi Meryem. — Artık kendimi kaybetmekten vazgeçtiğim için evleniyorum.
Yavaşça yürüdü. Her adımında sırtına bir sancı saplanıyordu ama koridorun sonunda Murat onu bekliyordu.
Geç kalmamıştı.
Saatine bakmıyordu.
Meryem elini uzatana kadar ona elini uzatmamıştı.
Yeminlerinde; ona unutmasını söylemeyeceğine, acısını bir aşk kanıtı olarak kullanmayacağına ve ilerlemek bazen dinlenmek anlamına gelse bile onun temposunda yürüyeceğine söz verdi.
Meryem ise onu bir sığınak haline getirmeyeceğine, korktuğunda konuşacağına ve huzurun sıkıcılık değil, aksine güven olduğunu unutmayacağına söz verdi.
Kutlama sırasında bir garson Meryem’e üzerinde gönderici adı olmayan bir zarf getirdi. İçinde o eski gelinlik çizimi ve Sinan’dan bir mektup vardı:
“Töreni bölmeye gelmedim. Anladım ki ben, senin hayatının merkezindeymişim gibi bana bakmanı istiyormuşum. Murat ise sanki kendi hayatının efendisi hâlâ senmişsin gibi bakıyor sana. Gelmediğim için ve kendimi daha az suçlu hissettiren o yalana sarıldığım için beni affet.”
Meryem mektubu sakladı. Ne yırttı ne de bir hatıraya dönüştürdü. Hastane bilekliğinin ve 4 adım attığı ilk gün Murat’ın bıraktığı notun yanına koydu: “Yarın hiçbir şey kanıtlamak zorunda değilsin.”
Bu bir aşk kutusu değildi. Bu bir hayatta kalma kutusuydu.
Aylar sonra bazı akrabaları, “Bir anne oğlu için her şeyi yapar” diyerek Betül Hanım’ı savundu. Diğerleri ise bir soyadını korumak uğruna 3 hayatı mahvetmekle suçladı onu. Meryem bu tartışmalara hiç girmedi.
Rüya üniversiteye geri döndü ve ona son bir mesaj attı: “Bana düşman gibi davranmadığın için teşekkür ederim.” Meryem cevap verdi: “Bir erkeğin eski sevgilisi hakkında anlattığı yalanı başka bir kadına yaşatma.”
Sinan içkiyi bıraktı, terapiye başladı ve evi sattı. Bu kez birini geri kazanmak için değişmedi. Aynada gördüğü o adamla nihayet yaşamak zorunda kaldığı için değişti.
Bir yıl sonra, Meryem’in terk edilme, kayıp veya duygusal şiddet sonrası kriz yaşayan kadınlar için kurduğu “4 Adım” vakfına isimsiz bir bağış yaptı.
Meryem dekonttaki şirket adını tanıdı. Parayı iade etmedi, ona bir şey de yazmadı. Bu parayı 12 kadının terapi ve rehabilitasyon masraflarını karşılamak için kullandı.
Çünkü verilen zararı telafi etmeye çalışmak, incitilen insanın hayatına yeniden girme hakkı satın almazdı.
Betül Hanım aile meclisindeki yerini kaybetti. Hiçbir zaman özür dilemedi ve her şeyin “bir anne sevgisi yüzünden” olduğunu söylemeye devam etti.
Bazıları Sinan’ın onun manipülasyonunun bir kurbanı olduğunu öne sürdü. Bazıları ise yetişkin bir adamın her korkakça kararı için sonsuza kadar annesini suçlayamayacağını savundu.
Meryem’in ise kendi cevabı vardı.
Betül Hanım gerçeği saklamıştı, evet. Fakat Sinan aramamayı, sormamayı, kalmamayı ve geri dönmemeyi bizzat kendisi seçmişti. Bir anne o kapıyı açmış olabilirdi; ama o kapıdan içeri girmeyi seçen Sinan’ın ta kendisiydi.
3 yıl sonra Meryem bir yardım gecesinde Sinan ile karşılaştı. Sinan ayık, daha zayıf ve eskiden her odayı dolduran o kibrinden tamamen arınmış görünüyordu.
— Mutlu musun? diye sordu.
Meryem pazar günleri menemen yapan Murat’ı, ağrılı geçen günlerini, Bodrum’un denizini ve vakıf sayesinde yeniden yürümeye başlayan o kadınları düşündü.
— Sevdiğim bir şekilde hayattayım.
Sinan başını öne eğdi.
— Bu duymayı hak ettiğimden çok daha fazlası.
Sarılmadılar. Gerek de yoktu.
Meryem eve döndüğünde Murat, yamuk gözlükleriyle koltukta kitap okuyordu.
— Sinan’ı gördüm, dedi Meryem.
Murat kitabı kapattı.
— Canın yandı mı?
Meryem birkaç saniye düşündü.
— Eskisi gibi değil.
Murat bir kolunu açıp bekledi. Meryem de onun yanına sokulmayı seçti.
Zamanla Meryem, Murat’ın onun mutlu sonu olmadığını anladı. O, bizzat kendisinin seçtiği yeni bir başlangıçtaki yol arkadaşıydı.
Onun asıl zaferi başka bir gelinlik denemek ya da Sinan’ı pişman etmek değildi. Kendi değerini, bir erkeğin onun için asla yapmak istemediği değişimlerle ölçmeyi bırakmaktı.
Yıllarca, Sinan başka bir kadın için sigarayı bıraktıysa bunun Rüya’nın daha değerli olduğu anlamına geldiğine inanmıştı. Sonradan acı bir gerçeği kavradı: Meryem’in sabrı, sevgisi veya fedakârlığı eksik değildi. Eksik olan, karşı tarafın iradesiydi.
Ve bir ilişki, tek bir kişinin iki kişilik kan kaybetmesiyle ayakta kalamazdı.
Alkazar ailesi hâlâ düğünü Betül Hanım’ın mı yıktığını, yoksa Meryem’i terk etmenin tek sorumlusunun Sinan mı olduğunu tartışıyor. Fakat Meryem’in hikâyesini bilenlerin aklında bıraktığı soru bambaşkaydı:
Bir anne, oğlunu “korumak” adına kendi elleriyle onun felaketini hazırlamadan önce nereye kadar gidebilir ve yetişkin bir insan, kendi kararlarının hesabını vermekten kaçmak için ailesini daha kaç yıl bahane olarak kullanabilir?