Kocam beni ve

beş çocuğun yorgunluğunu, uykusuz geceleri ve feda edilen gençliği bir çırpıda silip atmıştı. O gece bavulunu topladı. Arkasından bağıran beş evladını, yaşlı gözlerle ona bakan eşini umursamadan, sadece her ay para göndereceğini söyleyerek kapıyı çarpıp çıktı.

Sabaha kadar çocuklarımın nefes seslerini dinleyerek ağladım. Dilimden tek bir cümle dökülüyordu: “Allah’ım, adaletine sığınıyorum.” Beklenmedik Telefon Ertesi sabah güneş, hayatımın en karanlık gününe doğmuştu.

Gözlerim şiş, kalbim paramparçaydı. Saat henüz sekiz bile olmamıştı ki telefonum acı acı çaldı. Arayan, Murat’ın en yakın arkadaşı Mehmet’ti. Sesi titriyordu, nefes nefeseydi. “Meryem, çabuk montunu al ve hemen hastaneye gel! Murat… Murat’ın başına geleni duyunca inanamayacaksın, durumu çok kritik!” Neye uğradığımı şaşırdım.

İçimdeki acı bir an için yerini derin bir endişeye bıraktı. Çocukları komşuya emanet edip hastaneye koştum. Acil servisin önünde Mehmet’i gördüğümde yüzü kireç gibiydi. Bana her şeyi anlattığında, ilahi adaletin bu kadar hızlı tecelli edebileceğine inanmakta güçlük çektim.

Murat, o gece evden çıktıktan sonra Aylin’le buluşmuştu. Aylin, yeni aldığı lüks spor arabasıyla onu göl kenarındaki otele götürmek istemişti. Ancak yolda giderken, Aylin’in aşırı hızı ve dikkatsizliği sonucu araç kontrolden çıkmış, şarampole yuvarlanmışlardı. Olayın asıl trajik kısmı ise kazadan hemen sonra yaşanmıştı..

İhanetin İkinci Yüzü Hastanede Murat’ın bilinci yerindeydi ama vücudunda ağır kırıklar vardı. Beni gördüğünde gözlerindeki o küstah bakışın yerini derin bir utanç ve korku almıştı.

Mehmet’in anlattığına göre; kaza anında araçtan hafif sıyrıklarla çıkan Aylin, ambulansı aramak yerine Murat’ın cüzdanındaki tüm nakit parayı ve kolundaki pahalı saati almış, “Başıma bela alamam, bu adamın beş çocuğu varmış, uğraşamam!” diyerek olay yerinden kaçmıştı.

Murat, o “yaşama sevinci” bulduğu kadının gerçek yüzünü, kanlar içinde yardım beklerken görmüştü. Onu terk ettiği karısı ve çocukları değil, uğruna her şeyi yakıp yıktığı o spor hocası ölüme terk etmişti. Onu hastaneye yoldan geçen bir kamyon şoförü yetiştirmişti. Adaletin Sessiz Çığlığı Murat haftalarca yatağa mahkûm kaldı. O her ay göndereceğini söylediği paralar, şimdi kendi hastane masraflarına bile yetmiyordu.

Bir zamanlar “kendini saldın” diyerek aşağıladığı karısının, yani benim merhametine kalmıştı. Ben ise intikam almayı değil, sadece Allah’ın adaletini izlemeyi seçtim. Ona bir eş olarak değil, sadece çocuklarımın babası olduğu için asgari bir insaniyet gösterdim.

Ama kalbimdeki o kapı sonsuza dek kapanmıştı. Murat iyileştiğinde ne o lüks spor arabası vardı, ne de “yaşama sevinci” dediği Aylin. İşini kaybetti, itibarını kaybetti ve en önemlisi ailesinin güvenini kaybetti.

Bir akşamüstü, bastonuna dayanarak eve gelip helallik istediğinde ona sadece şunu söyledim: “Sen bana ‘kendini saldın’ dediğinde, ben aslında senin ve çocuklarımızın hayatını ayakta tutuyordum. Sen ise bir heves uğruna ruhunu saldın, insanlığını bıraktın.

Şimdi o çok sevdiğin aynalara bak ve orada kimi görüyorsan ondan helallik iste.” Hayat, insana ektiğini en beklemediği anda biçtiriyordu.

Ben beş çocuğumla beraber, eksik ama başı dik bir şekilde yoluma devam ettim. Murat ise, bir “spor hocası” için yıktığı o yuvanın enkazı altında, kendi vicdanının mahkûmu olarak kaldı. İlahi adalet, bazen bir kaza, bazen de bir terk ediliş şeklinde gelir; ama her zaman tam vaktinde kapıyı çalar.