“Çünkü o kişinin kim olduğunu çok iyi biliyordum.”
Kâğıtta yazan isim Gürkan Yalçın’dı.
Masal’ın babası.
Ve aynı zamanda, yıllar önce kaybettiğim kızım Seçil’in nişanlısı.
Bir an nefesim kesildi.
Gözlerimi kâğıttan Cansın’a çevirdim.
“Bu… bu ne demek?”
Cansın’ın yüzü bembeyazdı.
Masal ise olup bitenden habersiz, pembe tavşanının kulağını parmaklarının arasında buruşturuyordu.
“İçeri girebilir miyiz?” dedi Cansın.
Cevap veremedim.
Sadece kapıyı biraz daha açtım.
Salona geçtiğimizde ayakta duracak hâlim kalmamıştı. Koltuğa çöktüm. Elimdeki kâğıda tekrar baktım.
Bu bir hastane raporuydu.
Altı yıl öncesine ait.
Üzerinde Seçil’in adı vardı.
Gürkan’ın adı vardı.
Ve en aşağıda küçük bir not:
Gebelik: 8 hafta.
Kalbim deli gibi atmaya başladı.
“Hayır,” dedim. “Bu mümkün değil.”
Seçil’i on yıl önce kaybetmiştim.
Bir trafik kazasında.
Alper o zaman yirmi yaşındaydı.
Ablasının ölümünden sonra aylarca kendine gelememişti. Zaten hastanelerden korkmasının asıl sebebi de buydu.
Başımı kaldırıp Cansın’a baktım.
“Bu rapor ne?”
Cansın ağlamaya başladı.
“Seçil abla ölmeden birkaç hafta önce hamile olduğunu öğrenmiş.”
Elimdeki kâğıt titredi.
“Ne diyorsun sen?”
“Gürkan’dan hamileymiş.”
Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Seçil’in cenazesini düşündüm.
O gün Gürkan’ın mezarlıkta nasıl perişan olduğunu…
Sonra birkaç ay içinde ortadan kayboluşunu…
Yıllarca ona kızmıştım.
Kızımı unutup kaçtığını düşünmüştüm.
Cansın derin bir nefes aldı.
“Kazadan sonra doktorlar Seçil ablayı kurtaramamış ama bebeğin yaşama ihtimali varmış.”
Ayağa kalktım.
“Ne?”
“Bebeği sezaryenle almışlar.”
Dünyam başıma yıkıldı.
“Ben neden bilmiyorum?”
Cansın gözlerini kaçırdı.
“Çünkü Gürkan kimseye söylememiş.”
“Niye?”
Cansın cebinden ikinci bir kâğıt çıkardı.
Bu kez bir mektuptu.
Zarfın üzerinde Alper’in el yazısını hemen tanıdım.
Anneme.
Parmaklarım bir anda uyuştu.
“Bu Alper’in yazısı.”
“Evet.”
“Sen bunu nereden buldun?”
Cansın’ın sesi neredeyse fısıltıya döndü.
“Bana ameliyattan önce verdi.”
Gözlerimi ona diktim.
“Ne yazıyor?”
“Okumalısınız.”
Zarfı açmaya elim varmadı.
Ama sonunda titreyen parmaklarımla kâğıdı çıkardım.
Oğlumun yazısı karşımdaydı.
Anne,
Bunu okuyorsan muhtemelen sana kendim anlatamadım.
İlk satırda ağlamaya başladım.
Ama devam ettim.
Ablam öldüğünde sana her şeyi söylemek istedim. Fakat Gürkan abi bana söz verdirdi. O gün hastanede doktorlar bebeği kurtardı. Bebek kızdı.
Nefesim kesildi.
Masal’a baktım.
Küçük kız hâlâ tavşanıyla oynuyordu.
Gözleri…
Seçil’in gözleri gibiydi.
Yıllardır bunu neden fark etmediğimi düşündüm.
Mektuba döndüm.
Gürkan abi o dönem çok kötü durumdaydı. Sen de ablamı kaybetmenin acısıyla ayakta duramıyordun. Bebeği sana getirirse onu Seçil’in yerine koyacağından korktuğunu söyledi.
Öfkeyle başımı kaldırdım.
“Buna onun karar vermeye ne hakkı vardı?”
Cansın sessiz kaldı.
Mektubu okumaya devam ettim gorsele do’kunun diger bölüm sonraki sayfda….