“Annen banyoda mı? İlacı getirdim. Bu işi bugün bitirelim.”
Murat’ın ayak sesleri banyoya yaklaşırken Elif’i havluya sardım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsümdeki sesi onların da duyacağından korktum.
Kapının kolu hareket etti.
“Anne, ne oldu?” diye seslendi Zeynep. “Bir şey mi kırıldı?”
Yerdeki plastik tası ayağımla küvetin altına ittim. Elif’in gözlerinin içine baktım ve parmağımı dudaklarıma götürdüm.
“Hiçbir şey olmadı,” dedim. “Elif kaydı, korktu sadece.”
Kapıyı açtığımda Murat koridorun ortasında duruyordu. Elinde küçük, kahverengi bir eczane poşeti vardı. Beni görünce poşeti arkasına sakladı.
Zeynep ise yüzüme bakmıyordu.
“Bu kadar erken döneceğinizi söylememiştiniz,” dedim.
“Toplantı iptal oldu,” dedi Murat. “Sen biraz yorgun görünüyorsun. Öğleden sonra dinlen.”
Bu sözleri söylerken gülümsüyordu. Fakat gözleri gülmüyordu.
Elif havlunun içinden başını çıkarıp babasına baktı. Murat’ın yüzü bir an gerildi. Kızının bir şey söylemesinden korktuğunu anlamıştım.
“Anneanneyle odamda oynayabilir miyim?” diye sordu Elif.
“Hayır,” dedi Zeynep hemen. “Anneannen dinlenecek.”
O an bağırmak istedim.
“Ben sizin annenizim! Bana bunu nasıl yaparsınız?” demek istedim.
Ama yapmadım.
Çünkü elimde yalnızca beş yaşındaki bir çocuğun söyledikleri vardı. Zeynep inkâr eder, Murat beni yaşlılık yüzünden kafası karışmış biri gibi gösterirdi. Tapu fotokopimin kaybolduğunu, kimliğimin aranmasını, mutfakta duyduğum konuşmayı düşündüm.
Beni yalnızca evimden etmek istemiyorlardı.
Beni kendi aklımdan şüphe ettirmeye çalışıyorlardı.
Elif’i giydirirken kulağına eğildim.
“Bana çok önemli bir şey söyledin,” dedim. “Ama bunu şimdilik kimseye anlatma. Tamam mı?”
“Annem kızar mı?”
“Sen hiçbir yanlış yapmadın.”
Elif başını salladı. Küçük kollarını boynuma doladı.
Odadan çıkınca Murat salonda telefonla konuşuyordu.
“Kadın hazır,” dediğini duydum. “Sadece biraz korkak davranıyor. Parmak izi yeterli olacak demiştin.”
Beni fark edince telefonu kapattı.
“Kim hazır?” diye sordum.
“Yeni personel,” dedi. “Her konuşmamızı dinlemek zorunda mısın?”
Eskiden böyle konuşsa susar, kızım üzülmesin diye geri çekilirdim. O gün ilk kez yüzüne uzun uzun baktım.
“Bu evde her konuşmayı duymak zorunda kalıyorum,” dedim. “Çünkü sabahtan akşama kadar sizin işlerinizi yapıyorum.”
Murat kaşlarını kaldırdı.
Zeynep mutfaktan çıktı.
“Anne, yine mi başladın?”
“Ben daha başlamadım, kızım.”
Zeynep bir an durdu. Sesimdeki değişikliği fark etmişti.
Öğle yemeğinde bana ayran doldurdu. Bardağı önüme iterken eli hafifçe titriyordu. Ayrana baktım. Sonra Zeynep’in yüzüne baktım.
“İçmeyecek misin?” diye sordu.
“Midem bulanıyor.”
Murat sandalyesine yaslandı.
“Yorgunluktandır. İç, iyi gelir.”
Bardağı elime aldım ama dudağıma götürmedim. Yanlış düşündüğümü umut ediyordum. İnsan, kendi kızının kendisine zarar vermeyi planladığına inanmak istemiyor. Anne kalbi, en açık gerçeğin üzerine bile bazen perde çekiyor.
Bardağı yanlışlıkla devirmiş gibi yaptım.
Ayran masaya yayıldı.
Zeynep öfkeyle ayağa kalktı.
“Her şeyi berbat etmek zorunda mısın?”
Söylediği şey ayranla ilgili değildi.
Ben de bunu anladım.
“Yaşlandım,” dedim sakin bir sesle. “Ellerim titriyor.”
Murat ile Zeynep birbirlerine baktılar. Beni güçsüz sandıklarında rahatlıyorlardı.
O öğleden sonra odama gidip kapıyı kilitledim. Telefonumu sessize aldım ve Bursa’daki komşum Necla’yı aradım.
“Necla,” dedim, “evimin kapısına gelen oldu mu?”
“Dün iki adam geldi,” dedi. “Ölçüm yapacaklarını söylediler. Evin satışa çıkacağını duymuşlar.”
Boğazım kurudu.
“Kapıyı açtın mı?”
“Senin haberin olmadığını anlayınca gönderdim. Ama adamların elinde tapu fotokopisi vardı.”
Artık şüphe kalmamıştı.
Necla’ya anahtarın yalnızca bende olduğunu söyledim. Evime kimseyi sokmamasını, apartman yöneticisine haber vermesini istedim. Sonra yıllar önce eşimin bir işi için tanıştığımız emekli noter çalışanı Selma Hanım’ı aradım.
Durumu anlatınca sessizce dinledi.
“Kimliğinin kopyası ve tapu fotokopisiyle sahte işlem hazırlayabilirler,” dedi. “Ama gerçek devir için imza veya parmak izi gerekir. Seni uyutmayı planlıyorlarsa mesele sandığından daha ciddi.”
“Ne yapacağım?”
“Onlarla kavga etmeyeceksin. Bildiğini belli etmeyeceksin. Önce kanıt toplayacaksın. Sonra taşınmazına işlem yapılamayacağına dair güvenlik başvurusu yapacağız.”
Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu.
Korkudan değil.
Utançtan.
Kendi çocuğumun bana bunu yapmış olmasından utanıyordum. Sanki onun açgözlülüğü benim anneliğimin başarısızlığıydı.
Sonra Elif’in sözlerini hatırladım.
Bu yalnızca benim meselem değildi. O küçük kız, annesinin ve babasının yaşlı bir kadını kandırmasını izleyerek büyüyordu. Susarsam ona kötülüğün aile içinde normal olduğunu öğretmiş olacaktım.
Akşamüstü Murat kapımı çaldı.
“Anne, yarın sabah bankaya gideceğiz.”
“Niçin?”
“Zeynep sana anlatmadı mı? Evini satıp parayı değerlendireceğiz. İstanbul’da küçük bir daire alırız. Sen de bize yakın olursun.”
“Ben evimi satmak istemiyorum.”
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Tek başına ne yapacaksın o evde?”
“Yaşayacağım.”
“Kaç yıl?”
Bu iki kelimeyi söylerken sesini alçaltmıştı.
Kaç yıl?
Yani onlara göre benim ömrüm, evin satışını geciktiren gereksiz bir bekleyişti.
“İnsan kendi ömrünün süresini bilmez,” dedim. “Ama bazı insanların gerçek yüzünü bir günde öğrenebilir.”
Murat gözlerimin içine baktı.
Bir şeyden şüphelenmişti.
Hemen öksürüp yatağın kenarına oturdum.
“Başım dönüyor,” dedim. “Biraz uyuyacağım.”
Rahatladı.
“İlacını getiririm.”
“Gerek yok.”
“Getiririm,” diye tekrarladı.
Kapıyı kapatınca telefonumun ses kaydını açtım. Küçük cihazı yastığın arkasına yerleştirdim.
Bir süre sonra Zeynep içeri girdi. Elinde çay vardı.
“Anne, sana kızdığım için üzgünüm,” dedi.
Sesinde çocukluğundan bildiğim yumuşaklık vardı. Ateşi çıktığında bana seslendiği gibi konuşuyordu.
Bir an her şeyi unutup ona sarılmak istedim.
“Borçlarınız mı var?” diye sordum.
Zeynep’in yüzü değişti.
“Ne borcu?”
“Murat’ın işi iyi gitmiyor mu?”
Dudaklarını ısırdı.
Sonunda yatağın kenarına oturdu.
Murat’ın iki yıl önce bir inşaat ortaklığına girdiğini anlattı. Yüksek faizle borç almış, işleri batmıştı. Arabanın bile gerçek sahibi bir finans şirketiydi. Evlerinin üç aylık taksidi ödenmemişti.
“Bize neden söylemedin?” diye sordum.
“Sen ne yapabilirdin?”
“Belki elimden geleni yapardım.”
“Bursa’daki evini satardın.”
“Yardım etmekle evimi elimden almak aynı şey değil.”
Zeynep ağlamaya başladı.
“Sen anlamıyorsun. Murat çok zor durumda. İnsanlar iş yerine geliyor. Elif’in yanında bağırıyorlar.”
“Bu yüzden beni uyutup parmağımı kâğıda bastıracaksınız, öyle mi?”
Zeynep’in ağlaması bir anda kesildi.
Yüzü bembeyaz oldu.
“Ne söylüyorsun?”
“Tapu fotokopimi kim aldı?”
“Anne…”
“Kimliğimi neden aradın?”
Ayağa kalktı.
“Sen yine yanlış anladın.”
“Ben mi yanlış anladım, yoksa Elif mi?”
Kızımın dizlerinin bağı çözüldü. Sandalyeye tutundu.
“Elif sana ne söyledi?”
İşte o anda son umudumu da kaybettim.
Masum biri önce “Ne olmuş?” diye sorardı.
Zeynep ise çocuğun ne söylediğini bilmek istiyordu.
“Her şeyi,” dedim.
Kapıya doğru koştu. Fakat dışarı çıkmadan önce kolundan tuttum.
“Beni gerçekten uyutacak mıydınız?”
Gözlerime bakamadı.
“Murat yalnızca sakinleştirici bir şey verecekti. Sana zarar gelmeyecekti.”
“İnsan annesini bayıltıp malını çalarken zarar vermediğini mi söyler?”
“Başka çaremiz yoktu!”
“Çareniz vardı. Daha küçük bir eve taşınmak, arabayı bırakmak, borcunuzu kabul etmek, çalışmak, utanmak… Hepsi birer çareydi. Siz en kolayını seçtiniz. Beni.”
Zeynep ağlayarak odadan çıktı.
Bir dakika sonra salondan tartışma sesleri geldi.
“Çocuk her şeyi söylemiş!” diye bağırdı.
Murat’ın cevabı daha da korkunçtu.
“Beş yaşında çocuk. Kim inanacak? Annenin aklı karışıyor deriz.”
“Bizi şikâyet ederse?”
“Edecek durumda olmayacak. İlacı biraz fazla veririz, ertesi gün de hiçbir şey hatırlamaz.”
Yastığın arkasındaki telefon her şeyi kaydediyordu.
O sözleri duyduğumda içimdeki anne sustu.
Yerine, kendisini ve torununu korumak zorunda olan bir kadın geldi.
Ertesi sabah onlara hiçbir şey bilmiyormuş gibi davrandım.
“Bankaya kaçta gideceğiz?” diye sordum.
Murat keyiflendi.
“Önce bir danışmana uğrayacağız.”
“Tamam,” dedim. “Ama kimliğimi bulamıyorum.”
Zeynep hemen çantasına baktı.
“Bende olabilir.”
Kimliğimi onun çantasından çıkarması, kurdukları oyunun en açık itirafıydı.