Gelen Sinan’dı; yanında Rüya ve herkesin kaybolduğunu sandığı tıbbi raporu ellerinde tutan annesi Betül Hanım vardı.

BÖLÜM 1

Onu nikâh masasında terk etmesinden tam 6 ay sonra Sinan Alkazar, İzmir’deki bir arkadaş buluşmasında Meryem Robles ile yeniden karşılaştı.

Meryem onu neredeyse tanıyamadı. Eskiden elinden kadeh ve sigara düşmeyen adam, şimdi beyaz bir gömlek giymiş, maden suyu içiyor ve 20 yaşındaki sevgilisi Rüya’nın gömleğinin yakasını düzeltmesine izin veriyordu.

— Artık içmiyorum kardeşim, diye böbürlendi biri ona sigara ikram ettiğinde. — Benim kız kokudan hoşlanmıyor.

Meryem içinde bir şeylerin yeniden kırıldığını hissetti. 5 yıl boyunca, geçirdiği kanama neredeyse onu öldürecekken içkiyi bırakması için ona yalvarmıştı. O ise her zaman Meryem’in abarttığını, annesi gibi davrandığını ve kimsenin onu kontrol edemeyeceğini söylerdi.

Şimdiyse başka bir kadın dudak büktü diye gülümseyerek değişiyordu.

Rüya hiç çekinmeden Meryem’i işaret etti.
— Sana takıntılı olan eski sevgilin bu mu?

Sinan hiç rahatsız bile olmadı.
— Uzun süre görüştük, hepsi bu.

5 yılı, paylaştıkları evi, bir düğünü ve hiç doğmamış bir bebeği işte böyle bir çırpıda sildi attı.

Masadaki herkes ne yaşandığını çok iyi biliyordu. Meryem, Urla’daki bir köşkte gelinliği üzerinde tam 11 saat beklemişti. Sinan ne gelmiş ne de telefonlara cevap vermişti.

O gece, darmadağın ve hamile bir halde otelin 6. katından düşmüştü. Omurgası kırılarak hayatta kalmış, ancak bebeğini kaybetmişti. Sinan ise hastanede sadece 5 dakika görünmüş ve ertesi gün İspanya’ya kaçmıştı.

Meryem gitmek için güçlükle ayağa kalktı. Tam o sırada Sinan, Rüya oraya taşınacağı için dairede kalan son eşyalarını almasını emretti.

— Hemen bugün, diye cevap verdi Meryem.

Saatler sonra, bir zamanlar kendi evi olan salonun ortasında yeni çift öpüşürken o son kutuyu bantladı.

— Bu geceden sonra burada benden hiçbir şey kalmayacak, dedi Meryem.

Asansörde Doktor Murat Salgado’dan bir mesaj aldı; omurgasını ameliyat eden ve aralarındaki doktor-hasta ilişkisi bittikten sonra yavaş yavaş ona utanmadan yaşamayı öğreten o cerrahtan.

“Gelinliğin geldi. Prova için seni yarın bekliyorum, müstakbel eşim.”

Meryem gülümsedi ve onaylayarak cevap verdi.

Ertesi gün, dantellerle kaplı bir halde, bastonuna zar zor tutunarak soyunma kabininden çıktı. Murat nemli gözlerle ona bakıyordu.

Fakat yanına yaklaşamadan, arkalarından öfkeli bir ses patladı.

— Bir düğün daha mı Meryem? Şimdi kimi kandırmayı düşünüyorsun?

BÖLÜM 2

Gelinlik butiği derin bir sessizliğe gömüldü.

Meryem, sarı dosyanın Betül Hanım’ın göğsüne bastırılmış olduğunu gördü. Kapağında kendi tam adı, düşüş tarihi ve kırmızıyla altı çizilmiş tek bir kelime yazıyordu: “gebelik”.

Rüya önce rapora, ardından Sinan’a baktı.
— Annen neyden bahsediyor?

Sinan soruyu duymazdan geldi. Gözlerini gelinliğe dikmişti; sanki Meryem onun terk ettiği günde donup kalmayarak büyük bir ihanet işlemiş gibi bakıyordu.

— Doktorunla evleniyorsun demek, diye laf attı. — Cidden, bu artık intikam gibi görünüyor.

Murat bir adım öne çıktı fakat Meryem elini kaldırdı. O günün, iki erkeğin onun yüzünden kavga etmesiyle başlamasına izin vermeyecekti.

Sinan kuru bir kahkaha attı.
— Herkes ona sırça fanustaymış gibi davranıyor; sırf binadan aşağı atlayıp şansı yaver gitti diye.

Murat çenesini sıktı.
— Şans değildi. 9 saatlik bir ameliyat, yeniden inşa edilen 3 omur ve çocuğunun babası başka bir ülkedeyken yeniden yürümeyi öğrenen bir kadındı.

Rüya’nın rengi attı.
— Çocuğunun babası mı?

Bu soru odada bir çığlıktan daha ağır yankılandı.

Sinan annesine doğru döndü. Betül Hanım dosyayı o kadar sert sıkıyordu ki köşeleri buruşmuştu.

— Anne, elinde ne var?
— Rezalet çıkarmayalım, diye mırıldandı kadın. — Burası yeri değil.

Meryem o eski ağrının sırtından yukarı tırmandığını hissetti. Aylardır Sinan’ın, düğünden 3 gün önce gönderdiği ultrason görüntüsünü aldığını düşünmüştü. Asistanı, zarfı aile evine teslim ettiğine yemin etmişti.

Betül Hanım ise o zarfın asla gelmediğini iddia edip durmuştu.

Şimdi ise tam da ellerinin arasındaydı.

— Açın onu, dedi Meryem.
— Bana emir vermek senin haddin değil.
— O zaman oğlunuz açacak.

Sinan dosyayı çekip aldı. İçinde ultrason görüntüsü, tahliller ve Meryem’in el yazısıyla yazılmış bir not vardı: “Bunu törenden sonra söylemek istiyordum. Artık 3 kişiyiz.”

Ayrıca Betül Hanım’ın el yazısıyla iliştirilmiş bir pusula da duruyordu:
“Bunu ona vermeyin. Bu kız bir çocukla onu kendine bağlamak istiyor.”

Rüya, sanki aralarında aniden bir ateş yakılmış gibi geriye çekildi.
— Bunu siz mi sakladınız?

Betül Hanım çenesini yukarı kaldırdı.
— Oğlumu korudum. Meryem bizim dengimiz değildi. Babasının bir kırtasiye dükkânı vardı ve o, her şeyi tırnaklarıyla kazıyarak inşa etmiş bir aileye sızmak istiyordu.

— Babam da hayatı boyunca çalıştı, diye karşılık verdi Meryem. — Sadece kendini önemli hissetmek için hiç kimseyi aşağılaması gerekmedi.

Kadının yüzündeki renk soldu ama saldırmaya devam etti.
— Üstelik Sinan zaten evlenmek istemiyordu. İsteseydi gelirdi.

Meryem darbeyi hissetti ama bu sefer sarsılmadı.
— O konuda haklısınız.

Sinan başını kaldırdı.
— Bebeği bilmiyordum.
— Hayır, dedi Meryem. — Ama seni beklediğimi biliyordun.

Sinan yaklaşmaya çalıştı.
— Babam şirkette kriz yaşadı. Annem senin beni rezil etmek için düğünü iptal ettiğini söyledi. Bir anlaşmayı kapatmak için Madrid’e gittim ve sandım ki…

— İşine geleni sandın, diyerek sözünü kesti Meryem. — Beni arayabilirdin. Bir mesaj atabilirdin. Hayatta olup olmadığımı sorabilirdin.

Sinan, kendisini masum çıkaracak bir açıklama bekleyerek annesine baktı.

Betül Hanım Meryem’i işaret etti.
— Onun yapmayı seçtiği şey yüzünden beni suçlama! Kimse onu atlamaya zorlamadı.

Murat, bir bağırıştan çok daha korkutucu olan sakin bir ses tonuyla konuştu:
— İntihar krizi ne bir gösteridir ne de başkalarının korkaklığını temize çekme aracıdır. Meryem terapide kendi payına düşen sorumluluğu üstlendi. Siz ne zaman kendinizinkini üstleneceksiniz?

Rüya, Sinan’ın ona hediye ettiği yüzüğü parmağından çıkarıp bir masanın üzerine bıraktı.
— Bana onun seni manipüle etmeye çalışan bir deli olduğunu söylemiştin.
— Bana da öyle söylendi.
— Ve buna inanmak çok hoşuna gitti, çünkü böylece mağdur rolüne bürünebiliyordun.

20 yaşındaki genç kız, ilk defa o ailenin en olgun insanı gibi görünüyordu.

Betül Hanım onu tutmaya çalıştı.
— Sen karışma kızım.

Rüya kolunu geri çekti.
— Bal gibi de karışırım. Beni bugün buraya, benim “uygun” biri olduğumu göstermek için çağırdınız. Hatta beyaz giyinmemi bile siz istediniz. Sizin neyiniz var böyle, bu düpedüz hastalıklı.

Butiğe tesadüfen gelmemişlerdi. Betül Hanım’ın bir kuzeni bu butikte çalışıyordu. Meryem’i aşağılamak için onları buraya o getirmişti; fakat 6 aydır sakladığı dosya, sonunda kendi zalimliğinin kanıtı olmuştu.

— Gidiyoruz, diye emretti Betül Hanım.

Sinan kıpırdamadı.
— Ben hastaneye gittiğimde hamile olduğunu biliyor muydun?

devamını diğer sayfadan okumaya devam et.