“Ne söyledi?”
Toprak birkaç saniye sustu.
“Babam aslında benim babam değilmiş.”
O cümleyi duyduğum anda sanki arabanın içindeki bütün sesler kesildi. Yağmur ön cama vuruyor, silecekler hızla çalışıyor, telefonum bardaklığın yanında titremeye devam ediyordu ama ben hiçbirini duymuyordum.
“Kim söyledi bunu sana?”
“Diğer annem.”
Koray aramayı bıraktı. Birkaç saniye sonra yeniden aradı. Açmadım.
Anahtara bağlı metal etiketi tekrar elime aldım. Üzerinde üç kelime vardı: “Koray – Sarı Ev – 17.”
Sarı Ev.
Bu adı yıllardır kimseye söylememiştim.
Çocukluğumun geçtiği, annemin ölümünden sonra satılan eski yazlığımızın adıydı. Sapanca yakınlarında, sarıya boyalı küçük bir evdi. Koray orayı yalnızca bir kez görmüştü. Evliliğimizin ilk yılında eski fotoğrafları karıştırırken ona göstermiştim.
O ev yedi yıl önce satılmıştı.
En azından ben öyle biliyordum.
Toprak’a döndüm.
“O kadın nasıl biri?”
“Saçları siyahtı. Senin gibi konuşuyordu. Bazen bana kurabiye getiriyordu.”
“Adı ne?”
“Bana söylemedi. Ama öğretmenim onu tanıyor. Çünkü beni ona veriyor.”
Kalbim daha hızlı çarpmaya başladı.
Hemen okulu aradım. Müdür yardımcısına bağlandım ve perşembe günleri oğlumu kimin teslim aldığını sordum.
Telefondaki kadın kısa bir sessizlikten sonra, “Sistemde babası Koray Bey’in onayladığı ikinci bir teslim alma yetkilisi görünüyor,” dedi.
“Adı?”
“Lütfen bekleyin…”
Arka planda klavye sesleri duyuldu.
Sonra kadın, “Derya Akın,” dedi.
Telefon elimden kayacak gibi oldu.
Derya.
Bu isim geçmişimin en karanlık yerine aitti.
Derya benim kız kardeşimdi.
Daha doğrusu, on sekiz yıldır görmediğim kız kardeşim.
Annemiz öldükten sonra aramızda korkunç bir kavga çıkmıştı. Derya, annemin mirasını benden sakladığımı düşünmüş, ben de onun yıllarca ailemizi kullandığına inanmıştım. Birbirimize bir daha görüşmemek üzere ağır sözler söylemiştik.
Sonra Derya ortadan kaybolmuştu.
Koray’la tanıştığımda bile ona Derya’dan yalnızca birkaç kez bahsetmiştim.
Peki Koray onu nasıl bulmuştu?
Ve neden oğlumu haftalardır ona teslim ediyordu?
Telefonum yine çaldı.
Bu kez açtım.
“Neredesin?” diye sordu Koray.
Sesi nefes nefeseydi.
“Toprak yanımda.”
Uzun bir sessizlik oldu.
“Sen mi aldın?”
“Evet.”
“Eve gel. Açıklayacağım.”
“Hayır. Sen bana Sarı Ev’in neden hâlâ var olduğunu açıkla.”
Karşı tarafta öyle derin bir sessizlik oldu ki cevabı zaten anlamıştım.
“Oraya gitme,” dedi sonunda gorsele do’kunun 2. bölüm sonraki sayfada…