Büyükbabam, Vefat Etmeden Sadece Beş Gün Önce Mezuniyet Elbisemi Kendi Elleriyle Dikmişti.

“Bu gece burada çok güzel elbiseler, çok şık takımlar görüyorum,” diyerek söze başladı Mert.

Sesi salondaki tüm uğultuyu bir anda bıçak gibi kesmişti. “Ama aramızda öyle biri var ki, üzerindeki elbisenin ne bir benzeri dünyanın en lüks mağazalarında bulunabilir ne de ona paha biçecek bir para birimi henüz icat edilmiştir.”

Gözlerini doğrudan bana çevirdi. Salondaki yüzlerce çift göz de onun bakışlarını takip ederek üzerimdeki elbiseye kilitlendi. Az önce fısıldaşan, benimle alay eden kızların yüzündeki o kibirli gülümseme yavaş yavaş donmaya başlamıştı.

Mert derin bir nefes alıp konuşmasına devam etti:

“Birçoğunuz bu elbiseyi kumaşına, dikişine bakarak küçümsediniz. Hatta aranızdan bazıları ‘Bunu herhâlde dedesi dikmiştir’ diyerek kendince dalga geçti. Evet… Doğru bildiniz.

Bu elbiseyi onun dedesi dikti. Ama bilmediğiniz, bilmek için de kalbini kullanmayı hiç denemediğiniz bir şey var.”

Salonun ortasında adeta zaman durmuştu. Kalbimin atışlarını kulaklarımda hissediyordum. Mert sahneden inip yavaş adımlarla bana doğru yürürken konuşmasını sürdürdü:

“Hasan Dede, bu okulun en çalışkan, en temiz kalpli öğrencisini tek başına büyüttü. Kendi hayatından, gençliğinden, sağlığından vazgeçerek onu bugünlere getirdi.

Ve torununun bu özel gecede kendini bir prenses gibi hissetmesi için, hayatının son günlerinde, o yorgun elleriyle, her ilmeğine sevgisini işleyerek bu elbiseyi dikti.

Sabahlara kadar o dikiş makinesinin başında, gözleri kan çanağına dönene kadar çalıştı. Neden biliyor musunuz? Sadece torunu mutlu olsun diye.”

Mert tam önümde durdu. Gözlerinin içindeki o derin şefkati ve saygıyı görebiliyordum. Salondaki sessizlik artık o kadar ağırdı ki, adeta herkes nefesini tutmuştu.

“Hasan Dede bu elbiseyi bitirip torununa teslim ettikten sadece beş gün sonra vefat etti,” dedi Mert, sesi bu kez hafifçe titreyerek. “Bu elbise sadece bir kıyafet değil.

Bu, dünyadaki en saf sevginin, en büyük fedakarlığın ve bir dedenin torununa bıraktığı son veda hediyesinin ta kendisidir. Şimdi soruyorum size… Hanginizin üzerindeki elbise bu kadar değerli bir hikayeye, bu kadar kutsal bir sevgiye sahip?”

O an salondaki o alaycı kızların başlarını öne eğdiğini gördüm. Az önce yüzlerinde olan o acımasız ifadenin yerini derin bir utanç ve şaşkınlık almıştı. Kimisi gözlerini benden kaçırıyor, kimisi ise dudaklarını ısırıyordu.

Mert bana hafifçe eğilerek elini uzattı. “Bana bu gecenin en anlamlı, en güzel ve en değerli elbisesini taşıyan kadınıyla dans etme şerefini bahşeder misiniz?” dedi.

Gözlerimden süzülen yaşları silmeden elimi elinin üzerine koydum. “Evet,” diye fısıldadım.

devamı sonraki sayfada…