Büyükbabam, Vefat Etmeden Sadece Beş Gün Önce Mezuniyet Elbisemi Kendi Elleriyle Dikmişti.

Biz salonun ortasına doğru ilerlerken, arka sıralardan bir alkış sesi yükseldi. Ardından bir başkası, sonra bir başkası daha katıldı. Birkaç saniye içinde tüm salon adeta yıkılırcasına bizi alkışlıyordu.

Az önce beni ağlatarak bu kapıdan göndermek isteyenler, şimdi ayakta bu büyük sevginin anısına saygı duruşunda bulunuyorlardı.

Mert’le dans etmeye başladığımızda, üzerimdeki elbisenin etekleri hafifçe dalgalandı. O an sanki salonun tavanı açılmış, gökyüzündeki yıldızlar üzerimize dökülmüştü. Kulağıma eğilip, “Deden şu an seni izliyor ve seninle ne kadar gurur duyduğunu biliyorum,” dedi.

“Bunu nereden biliyordun?” diye sordum hıçkırıklarımın arasından.

“Hasan Dede benim babamın dükkanından almıştı o kumaşları,” dedi Mert gülümseyerek. “Günlerce en güzel, en yumuşak kumaşı seçebilmek için dükkana gelip gitti.

Babama sürekli ‘Kızım bu gece bir melek gibi parlamalı’ diyormuş. Babam onun ne kadar çabaladığını bana anlatmıştı. Bu akşam seni bu elbisenin içinde görünce, onun o sevgi dolu ellerinin değdiği eseri hemen tanıdım.”

O an anladım ki, Hasan Dede beni sadece büyütmekle kalmamış, giderken bile arkasında beni koruyacak, bana değer verecek insanların yollarını hayatıma örmüştü.

Gecenin sonunda, okulun mezuniyet hatırası panosunun önünde Mert’le birlikte bir fotoğraf çekildik.

Üzerimdeki elbise, o salondaki tüm pahalı markalardan, ipeklerden ve taşlardan daha parlak, daha asil duruyordu. Çünkü onun kumaşına sadece iplik değil; bir babanın şefkati, bir annenin sıcaklığı ve bir dedenin son nefesindeki duaları işlenmişti.

Eve döndüğümde odama girdim. Aynanın karşısına geçip elbiseme uzun uzun baktım. Ellerimi kumaşın üzerinde gezdirdim. Sanki Hasan Dede’nin sıcak elleri hala o dikişlerin üzerindeydi.

“Teşekkür ederim dede,” dedim hıçkırarak. “Sözünü tuttun. Bu gece herkes dönüp bana baktı. Ama en çok da senin sevginin ne kadar büyük olduğuna baktılar.”

Elbisemi özenle askısına asıp dolabıma yerleştirdim.

Hayatım boyunca alacağım en büyük dersi o gece almıştım: İnsanları değerli kılan üzerlerindeki markalar ya da ceplerindeki paralar değil, arkalarında bıraktıkları sevgi dolu izler ve o izlere sahip çıkan yüreklerdi.

Hasan Dede gitmişti ama bana bıraktığı bu paha biçilemez miras, hayatım boyunca yolumu aydınlatmaya devam edecekti.