Doğum yapalı üç ay olmuştu ve açık kapıda kanamam devam ediyordu. Kocam, elinde başka bir kadının valisiyle içeri girdi ve neşeli sakin bir tavırla, “Eve taşınıyor. Boşanmak istiyorum” dedi. Bunu sanki bir fincan kahve daha istiyormuş gibi sıradan bir ses tonuyla söyledi.
Kızımızın göğsünde uyurken koltukta oturuyordum; minik yumruğu hastane önlüğümü değişebilen özelliklerşti çünkü gerçek şeyler canımı çok yakıyordu. Ev; süt, demir ve lavanta aroması deterjanlarıydı. Vücudum bir savaş alanıdır. Derin onu nefes alışımda dikişlerim sızıyordu.
Deniz’in ardından Melis, krem rengi topuklu ayakkabılarıyla ahşap zeminime geçerek içeri girdi. Bana yaklaştı. Ne gergindi ne de suçluluk duyuyordu. Zafer gibiydi.
Deniz, bebeğe bakmadan, “Bunu çirkinleştirme Merve” dedi. “Şu an çok duygusalsın.”
Ona o an dikkatle baktım. aslında baktım. Kızımızın kalp atışının ilk oluşumuuzdağlayan adama… Geceleri şişmiş ayak bileklerimi ovan adama… Ben onun çocuğunu taşırken, eğerse stajyer arkadaşıyla yatan adama…
Melis, valizini düğün fotoğraflarımızın yanına bıraktı. “Bunun zor olduğunu biliyorum” dedi tatlı bir sesle; Sesi bala sarılı zehirler birbirine benziyor. “Ama Deniz mutlu olmayı hak ediyor.”
Kızım hafifçe kıpırdandı. Dudaklarımı saçlarına bastırdım. Deniz, sehpaya bir yığın kağıt katlar.
“Anlaşmayı hazırlattım bile. Aylık nafakanı alacaksın. Adil bir velayet. Dramaya gerek yok. Bu gece imzala, rahat etmeni sağlarım.”
Rahatlatmak… Neredeyse gülecektim.
Bu ev, evlenmeden önce de benimdi. Deniz’in böbürlenmeyi sevdiği o şirket, benim gizli yatırımlarım sayesinde mevcuttu. Ve antremde devam eden o “stajyer ortak”, Deniz’in anlayamayacağı kadar kibirli olduğu, üç gizli vakıf aracılığıyla teknik olarak mevcut sahibi olan şirket sahibinden asla gönderilmesi gereken e-postalar gönderilmişti.
Ama acı, insana susmayı öğretir. Annelik ise bu sessizliği keskinleştirir.
Kalemi aldım. Deniz şaşkınlıkla bakışını kırptı. Melis’in gülümsemesi büyüdü. “Olgunca anlıyorsun” dedi.
Bir sayfa imzaladım. Anlaşmayı değil. Evrak teslim tutanağını. Avukatım bunu yıllar önce, babamın ölüp de bana sıradan evrakların içine gizlenmiş bir hükümdarlığında saklanmasını öğretmişti.
devamı sonraki sayfada…
