“Saçınızı rızanız dışında kesmesi basit bir aile tartışması değil, Sare Hanım.”
Bunu duymaya ihtiyacım vardı.
Çünkü üç yıldır Tuna bana her olayın “büyütülecek bir şey olmadığını” söylüyordu.
Annesi bana bağırdığında abartıyordum.
Paramın nereye harcandığını sorduğumda hesapçıydım.
Tuna çalışmadığı dönemlerde biraz sorumluluk istediğimde anlayışsızdım.
Ve şimdi ben uyurken beni yatağa bastırıp saçımı kazımaları bile onların gözünde yalnızca “mesaj vermek” olmuştu.
Öğleye doğru Tuna aramaya başladı.
İlk üç aramayı açmadım.
Dördüncüsünde telefonu kaldırdım.
“Sen neredesin?”
Sesindeki öfke, endişesinden daha güçlüydü.
“İşteyim.”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
“İstifa edeceğini söyledin.”
“Evet.”
“Eee?”
“Fikrimi değiştirdim.”
Tuna’nın sesi yükseldi.
“Annem haklıymış. Bizi aptal yerine koydun.”
Sandalyeme yaslandım.
“Hayır Tuna. İlk defa kendimi aptal yerine koymayı bıraktım.”
Telefonu kapattım.
Asıl fırtına akşam başladı.
Saat beşi biraz geçe Tuna’nın kredi kartı markette reddedilmiş.
Bunu sonradan öğrendim.
Nevra, pahalı şarküteri ürünleriyle dolu sepetin yanında beklerken Tuna üç farklı kart denemiş. Hiçbiri çalışmayınca beni aramış.
Açmadım.
Eve döndüklerinde kapının üzerinde avukatımın hazırladığı resmi tebligat onları bekliyordu.
Ben de yaklaşık yarım saat sonra eve gittim.
Salona girdiğimde Tuna kâğıdı elinde tutuyordu.
Nevra ise koltukta oturmuş, yüzü bembeyaz olmuştu.
“Bu ne demek?”
Tuna kâğıdı bana doğru kaldırdı.
“Otuz gün içinde evi boşaltmamız gerektiği yazıyor.”
Çantamı sakin biçimde sandalyeye bıraktım.
“Doğru.”
Nevra ayağa fırladı.
“Sen oğlumu kendi evinden mi kovuyorsun?”
Ona baktım.
“Bu ev oğlunuzun değil.”
Nevra’nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Tuna bana doğru iki adım attı.
“Saçma konuşma.”
Dolaptaki dosyayı çıkardım.
Tapunun fotokopisini masaya bıraktım.
Tuna kâğıda baktı.
Sonra bana.
Tekrar kâğıda.
“Bunu bana neden söylemedin?”
Acı bir şekilde güldüm.
“Tuna, sen bunu biliyordun.”
Gözlerini kaçırdı.
Nevra oğluna döndü.
“Ne demek biliyordun?”
İşte o an her şey ortaya çıktı.
Tuna evin benim üzerime olduğunu biliyordu.
Ama annesine yıllardır kendi aldığını söylemişti.
Arabanın peşinatını benim ödediğimi biliyordu.
Onu da kendisi almış gibi anlatmıştı.
Ailesine yaptığı pahalı hediyelerin çoğunu benim kartımdan çekmişti ama herkese “oğlumuz bize bakıyor” dedirtmişti.
Nevra bana baktığında ilk kez öfkesinin altında başka bir şey gördüm.
Şaşkınlık.
Sonra utanç.
Ama yalnızca birkaç saniye sürdü.
“Ne olmuş yani?” dedi. “Kocan değil mi? Paran onun parası.”
Başımı salladım.
“İşte asıl sorun da bu. Siz benim paramı Tuna’nın parası, emeğimi Tuna’nın başarısı, sessizliğimi de itaat sandınız.”
Tuna birden yumuşadı.
“Sare, tamam. Annem yanlış yaptı. Özür dileriz.”
Ona uzun uzun baktım.
Dün gece bana bakıp “Saç yeniden uzar,” diyen adam şimdi kaybedeceklerini anlayınca özür diliyordu.
“Sen özür dilemiyorsun Tuna.”
“Diliyorum.”
“Hayır. Sonuçlarından korkuyorsun.”
Nevra bu kez bağırmaya başladı.
“Bir saç yüzünden aile mi dağıtılır?”
Elimi başıma götürdüm.
“Bu saç yüzünden değil.”
Sesimi hiç yükseltmedim.
“Bu, ben uyurken beni tutmanıza rağmen ertesi sabah hâlâ kendinizi haklı görmeniz yüzünden. Bu, üç yıldır benim emeğimle yaşayıp bana değersizmişim gibi davranmanız yüzünden. Dün gece yalnızca saçımı kesmediniz. Bana sizin gözünüzde kim olduğumu gösterdiniz.”
Salonda uzun bir sessizlik oldu.
Tuna ağlamaya başladı.
İlk defa onu o hâlde görüyordum.
Belki gerçekten üzgündü.
Belki sadece hayatının değişmesinden korkuyordu.
Artık bunu ayırt etmek benim görevim değildi.
Bir ay sonra evden çıktılar.
Nevra kız kardeşinin yanına taşındı.
Tuna küçük bir daire kiraladı ve yıllardır ilk kez bütün faturalarını kendisi ödemeye başladı.
Ben boşanma davasını açtım.
Şirketteki görevime devam ettim.
Saçlarım zamanla yeniden uzamaya başladı.
Ama ilginç olan, aynaya her baktığımda eski saçlarımı hiç özlemememdi.
Çünkü o gece kaybettiğim şey saçlarım değildi.
Başkalarının beni sevebilmesi için küçülmem gerektiğine dair inancımdı.
Yaklaşık sekiz ay sonra bir sabah işe hazırlanırken saçlarım yeniden birkaç santim uzamıştı. Elimi başımın üzerinden geçirdim ve aynadaki kadına baktım.
Eskisine benziyordu.
Ama aynı kadın değildi.
Telefonuma Tuna’dan bir mesaj geldi.
“Keşke o gece seni savunsaydım.”
Mesajı uzun süre ekranda tuttum.
Sonra tek bir cevap yazdım.
“Ben de keşke kendimi daha önce savunsaydım.”
Gönderdim.
Telefonu masaya bıraktım ve evden çıktım.
Çünkü bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, elinden alınan değildir.
Artık geri vermeyeceğine karar verdiği şeydir.
Ve ben o geceden sonra bir daha hiç kimseye kendi hayatımın kontrolünü vermedim.