4 yaşındaki kızımı basit bir saç kesimi için kuaföre götürdüm ama o, babasının geri döndüğünde kendisini tanıyamayacağını haykırarak çığlıklar attı. Kocam yıllar önce vefat etmişti, bu yüzden kızımın verdiği tek bir ipucunu takip ettim ve ailemizi darmadağın eden bir sırrı açığa çıkardım.
Leyla, kızımın buklelerini tararken kızım hiç ağlamadı. Boynuna pembe pelerin bağlandığında ya da Leyla ona “prenses” deyip kuaför koltuğunda kıkırdatmak için bir tur döndürdüğünde de ağlamadı.
Makas açıldığında ağlamaya başladı.
Küçücük bir sesti ama Zeynep sanki tenine bir ateş dokunmuş gibi tepki verdi. “Hayır!” diye bağırdı, iki eliyle saçlarını kapatarak. “Anne, lütfen hayır!” Salondaki tüm kadınlar döndü. Ayağa kalktım. “Zeynep, bebeğim, her şey yolunda. Leyla Hanım sadece düğümlenen uçları alacak.” “Anne, lütfen hayır!” Zeynep başını o kadar sert salladı ki kestane rengi bukleleri yüzüne çarptı. “Hayır! Babam beni tanıyamaz!” Leyla, elinde makasla donakaldı. Boğazım düğümlendi. Kocam Volkan, üç yıl önce ölmüştü. Zeynep onu kaybettiğimizde bir yaşındaydı. Şimdi onu fotoğraflardan, videolardan, hikâyelerden ve yatağımın altındaki hatıra kutusunda sakladığım mavi ekose gömleğinden tanıyordu. Onu beklediği birine dönüştürmeden, zihninde canlı tutmak için çok çabalamıştım. “Hayır! Babam beni tanıyamaz!” Ama bu cümle bir yas ifadesi gibi gelmiyordu kulağa.
devamı sonraki sayfada…
