BÖLÜM 1
İlk kasılma, Albay Meryem Akarsu’yu akşam saat 10’dan kısa bir süre sonra, Etimesgut’taki, aylardır camların ardındaki yağmurdan bile daha soğuk hissettiren bir evde gafil avladı.
Meryem ıhlamur çayı hazırlarken acı sırtına saplandı ve onu tezgâha tutunmak zorunda bıraktı. Doktoru açıkça belirtmişti: Tansiyonu nedeniyle, doğum eylemi başlar başlamaz hastaneye gitmesi gerekiyordu.
Kocası Burak Demir, dizüstü bilgisayarının başında oturmaya devam ediyordu. Üzerinde yeni bir gömlek vardı, parfümünün kokusu fazla keskindi ve telefonunu, sanki onu saklamak artık bir alışkanlık haline gelmiş gibi yüzüstü kapatmıştı.
— Burak, başladı. Beni hastaneye götürmen lazım.
Adam yerinden bile kalkmadı.
— Bugün olmaz, Meryem. Kesin yine yalancı sancıdır.
Kadın ona inanamayarak baktı. 12 yıllık hizmet süresi boyunca soğukkanlılığını kaybetmeden karmaşık operasyonların üstesinden gelmişti, ancak kendisini koruyacağına yemin eden adam ona bir baş belasıymış gibi bakarken hiçbir askeri eğitim işe yaramıyordu.
Burak, Meryem’in Etimesgut Askeri Tesisleri yakınlarındaki ofislerde görevli orta rütbeli bir idari subay olduğunu sanıyordu. Onun, Milli Savunma Bakanlığı’nın stratejik bir birimini yönetmek üzere seçilmiş, madalyalı bir albay olduğunu öğrenecek kadar onunla hiçbir zaman ilgilenmemişti.
Ayrıca 3 ay önce dedesi Emin Akarsu’nun vefat ettiğini ve ona yaklaşık 20 milyon dolar değerinde özel bir fon bıraktığını da bilmiyordu.
Avukatlar, hukuki inceleme tamamlanana kadar gizlilik talep etmişlerdi. Meryem buna itaat etti. Başlangıçta tedbir amaçlıydı; sonrasında ise, bu sessizlik acı verici bir gerçeği ortaya çıkardığı için sustu: Burak artık onun hayatını sormuyor, sadece eve ne kadar para getirebileceğiyle ilgileniyordu.
Hamileliğinin yedinci ayında doktor randevularını kaçırmaya, sabaha karşı eve gelmeye ve mesajlara banyoya kilitlenerek cevap vermeye başlamıştı. Meryem’in her şikâyeti aynı şekilde son buluyordu.
— Senin anlayamayacağın dertlerim var.
Başka bir kasılma Meryem’i dizlerinin üzerine çökertti. Burak çalışma odasına yürüdü ve elinde bir dosyayla geri döndü.
— Artık senin yükünü çekmeyeceğim, — dedi adam ayrılık belgelerini masanın üzerine bırakırken. — Saatlerin, sırların, bebek… her şey senin etrafında dönüyor.
“Yük” kelimesi ona kasılmadan daha çok acı vermişti.
— Doğuruyorum.
— Ambulans çağır. Döndüğünde de kalacak bir yer bul.
Adamın telefonu aydınlandı. Ekranda bir isim belirdi: Ceyda.
Meryem ikinci kez sormadı. Bavulunu aldı, verandadan acil servisi aradı ve Burak arkasından kapıyı kapatırken yağmurun altında bekledi.
Saat 10:51’de Gülhane Askeri Hastanesi’ne tek başına, yüksek tansiyon ve aktif doğum eylemi ile girişi yapıldı. Saat 03:27’de, sanki dünyaya adalet talep ederek gelmiş gibi küçük, güçlü ve öfkeli kızı doğdu.
Meryem ona Nehir Emine Akarsu adını verdi.
Öğrendiğinde Burak’ın geleceğini sanmıştı. 11 saat sonra geldi, ama yalnız değildi: Yanında kocaman bir nişan yüzüğü ve zafer gülümsemesiyle Ceyda yürüyordu.
Ve tam ikisi de onu yeni doğmuş kızının önünde aşağılamak için içeri girdikleri sırada, kapının diğer tarafında askeri ayak sesleri durdu.
BÖLÜM 2
Burak, Nehir’e zar zor baktı. Ceyda ise yüzüğün odadaki beyaz ışığı yakalaması için sol elini kaldırdı.
— Bunu bir an önce öğrenmenin daha iyi olacağını düşündük, — dedi kadın. — Burak ve ben evleniyoruz.
Meryem tükenmişti, kolunda bir serum vardı ve kızı göğsünde uyuyordu. Bağırmadı. Ağlamadı. Sadece 24 saat önce hayatını yasal olarak paylaştığı ve şimdi sevgilisini hastaneye sanki bir kupa alıyormuş gibi getiren adama baktı.
— Drama istemiyorum, — diye ekledi Burak. — Bunun bittiğini kabul et. Ceyda benim neye ihtiyacım olduğunu anlıyor.