OĞLUM 2006 YILINDA D-750 KARAYOLUNDA KAYBOLDU. GEÇEN SALI, AYNI YOLDA LASTİĞİM PATLAYINCA EVSİZ BİR ADAM YARDIMIMA GELDİ… 

“Bunları kim çekti?”

Utku cevap vermedi.

Oturdu.

Ben de karşısındaki sandalyeye geçtim.

“Bana her şeyi anlat.”

Uzun süre sustu.

Sonra başını kaldırdı.

“Ben kaybolmadım, anne.”

Kanım çekildi.

“Ne demek istiyorsun?”

“O gün dinlenme tesisinde biri beni aldı.”

“Kim?”

Utku’nun çenesi kasıldı.

“Polis.”

Bir an ne söylediğini anlayamadım.

“Ne?”

“Üniformalı bir adam bana senin beni arabada beklediğini söyledi. Elimi tuttu. Arka kapıdan çıkardılar. Sonra bir arabaya bindirdiler.”

“Kimdi?”

Utku gözlerini benden kaçırdı.

“Bugün belediye başkanı olan adam.”

Sandalyenin kenarını tuttum.

“Hayır.”

“Evet.”

O an emekli emniyet müdürünün telefondaki bembeyaz yüzü aklıma geldi.

‘Meral, ne yaparsan yap… sakın o adrese gitme.’

Artık nedenini anlıyordum.

“Peki neden? Seni neden kaçırdı?”

Utku derin bir nefes aldı.

“Beni doğrudan o götürmedi. Bir gruba teslim etti.”

Boğazım düğümlendi.

“Ne grubu?”

Utku birkaç saniye konuşamadı.

“Yıllar önce kayıp çocuklarla ilgili yasa dışı bir düzen vardı. Çocukları sahte kimliklerle başka ailelere veriyorlardı. Bazıları para karşılığı, bazıları da başka işler için.”

Mideme ağrı girdi.

“Sen…”

“Beni bir aileye verdiler. Ama o aile düşündükleri gibi değildi.”

Utku pencereden dışarı baktı.

“Beni büyüten adam gerçeği yıllar sonra öğrendi. Kim olduğumu araştırmaya başladı. O polisin adını buldu. Sonra beni kaçırılmış çocuk olarak saklamak yerine gerçeği anlatmaya karar verdi.”

“Peki neden bana gelmediniz?”

Utku gülümsedi ama acı bir gülümsemeydi.

“Denedi.”

Masadaki çekmeceyi açtı ve içinden sararmış zarflar çıkardı.

Üzerlerinde benim adım vardı.

Hepsi açılmamıştı.

“Bunlar sana gönderilmiş mektuplar. Hiçbiri ulaşmadı.”

Ellerim titremeye başladı.

“Kim engelledi?”

Utku cevap vermedi.

Zaten biliyordum.

Belediye başkanı.

Yıllarca dosyayı kontrol eden adam.

“Peki bugün bana lastiğimi değiştiren adam kimdi?”

Utku’nun yüzü değişti.

“Beni büyüten kişi.”

Ayağa kalktım.

“O adam mı?”

“Adı Cemşit. Bana on yaşımdayken gerçeği söylemedi. Önce güvenli bir yere taşındık. Sonra yıllarca kanıt toplamaya çalıştı.”

“Ama neden bana adımı söyledi?”

“Çünkü artık kaçmak istemiyordu.”

Utku çekmeceden küçük bir USB bellek çıkardı.

“Her şey burada.”

Tam o anda dışarıdan bir araba sesi geldi.

Utku birden ayağa kalktı.

Perdeyi araladı.

Yüzü gerildi.

“Geldiler.”

“Kim?”

Cevap vermesine gerek kalmadı.

Evin önüne siyah bir araç durmuştu.

İçinden iki adam indi.

Ardından üçüncü kişi.

Telefon ekranında az önce gördüğüm yüz.

Belediye başkanı.

Kalbim deli gibi atmaya başladı.

Utku kolumdan tuttu.

“Arka kapıdan çıkmalıyız.”

Ama ben yerimden kıpırdamadım.

“Hayır.”

“Anne!”

“Yirmi yıl kaçtım, Utku.”

Oğlum yüzüme baktı.

“Artık kaçmayacağım.”

Kapının önünde ayak sesleri duyuldu.

Sonra sert bir yumruk.

“Meral! Kapıyı aç!”

Belediye başkanının sesiydi.

Telefonumu çıkardım.

Görüntülü aramayı açtığım sırada fark etmeden kayıt tuşuna da basmıştım. Konuşmamızın büyük kısmı kayıttaydı.

Ama daha önemlisi…

Az önce Utku bana USB belleği verdiğinde telefonu masaya koymuş ve canlı yayını açık bırakmıştım.

Kız kardeşime.

“Bizi duyuyor musun?” diye fısıldadım.

Telefondan hemen cevap geldi.

“Evet. Polisi aradım. Her şeyi kaydediyorum.”

Kapı kırıldı.

Belediye başkanı içeri girdi.

Beni ve Utku’yu yan yana görünce yüzündeki ifade değişti.

“Bunu yapmamalıydın, Meral.”

Ona baktım.

“Yirmi yıl önce de aynı şeyi sen yapmamalıydın.”

Adam cebine uzandı.

Ama dışarıdan siren sesleri yükseldi.

Bir değil.

Birçok.

Belediye başkanı pencereye baktı.

Utku gülümsedi.

“Bu sefer dosyayı kapatamayacaksın.”

O gece sadece oğlumu geri almadım.

Yirmi yıl önce kapatılmış on üç kayıp çocuk dosyası yeniden açıldı.

Cemşit polise teslim oldu ve bildiği her şeyi anlattı.

Belediye başkanı ile birlikte geçmişte görev yapmış birkaç kişi gözaltına alındı.

Aylar süren soruşturmanın ardından gerçek ortaya çıktı.

Utku kaybolan tek çocuk değildi.

Ben de oğlunu bekleyen tek anne değildim.

Mahkeme günü Utku yanımda oturuyordu.

Elini tuttum.

Yirmi yıl önce küçücük avucunu tuttuğum gibi.

Duruşmadan çıktığımızda bana dönüp sordu:

“Anne, bunca yıl beni bekledin mi?”

Gülümsedim.

“Her gün.”

Başını omzuma yasladı.

“Ben de seni unutmadım.”

O an anladım ki bazı kayıplar insanın hayatından yılları çalabilir.

Bazı insanlar gerçeği saklayabilir.

Dosyalar kapanabilir.

Fotoğraflar solabilir.

Ama bir annenin çocuğuna duyduğu bağ, yirmi yıl geçse bile kaybolmaz.

Bir hafta sonra Utku’yla birlikte D-750 karayoluna yeniden gittik.

Yıllar önce kaybolduğu dinlenme tesisinin karşısında arabayı durdurdum.

İlk kez korkmadan aşağı indim.

Utku yanıma geldi.

Yolun kenarında bir süre sessizce durduk.

Sonra elimi tuttu.

“Gidelim mi?”

Başımı salladım.

Arabaya bindik.

Bu kez direksiyona geçtiğimde dikiz aynasına bakmadım.

Çünkü geçmişte bıraktığım şeyi artık arkamda aramama gerek yoktu.

Yirmi yıldır beklediğim oğlum…

yanımda oturuyordu.