“Şimdi,” dedi, “üç yıl önce o çorba tenceresine kimin ne koyduğunu konuşacağız.”

Hakkı Bey’in son cümlesinden sonra toplantı odasında öyle ağır bir sessizlik oluştu ki klimanın uğultusu bile duyuluyordu.

Nermin Hanım önce bana, sonra Hakkı Bey’e baktı.

“Ne saçmalıyorsunuz?” dedi. “O gün olanlar talihsiz bir kazaydı.”

Hakkı Bey bastonunun sapına iki eliyle yaslandı.

“Bir kazada insan önceden hastane raporunu değiştirmesi için avukatı aramaz, Nermin.”

Murat başını hızla annesine çevirdi.

“Ne demek istiyor?”

Nermin Hanım’ın yüzünde ilk kez gerçek bir korku gördüm. Üç yıl önce yerde kıvranırken yüzü taş gibiydi. Şimdi ise dudakları titriyordu.

Ben dosyanın içindeki ilk belgeyi masaya çıkardım. Hastanenin güvenlik kayıtlarından alınmış telefon dökümleriydi. Nermin Hanım, ambulans çağrılmadan on iki dakika önce aile avukatını aramıştı. Ardından özel hastanenin idari müdürünü aramış, “Gelinim yine olay çıkarıyor, rapora dikkat edin,” demişti.

Selin öne eğildi.

“Bunlar hiçbir şeyi kanıtlamaz.”

“Tek başına kanıtlamaz,” dedim. “Bu yüzden üç yıl bekledim.”

İkinci zarfı açtım.

İçinden eski hizmetçileri Meryem Hanım’ın imzalı ifadesi çıktı. Meryem Hanım olaydan iki gün sonra işten çıkarılmıştı. Aile, onun memleketine döndüğünü söylemişti. Gerçekte ise Nermin Hanım tarafından susturulması için para teklif edilmiş, kabul etmeyince tehdit edilmişti.

Meryem Hanım ifadesinde, olay sabahı Nermin Hanım’ın mutfağa kimseyi sokmadığını anlatıyordu. Çorbanın içine, hamile kadınların kullanmaması gereken yoğun bir bitkisel karışım eklemişti. Elif’in kâsesine ayrıca koymasını istemiş, fakat Meryem Hanım bunu reddetmişti.

Ben çorbayı içmeyince Nermin Hanım öfkelenmişti.

Tencereyi üzerime dökmesi, o sabah başlayan planın son halkasıydı.

Derya ayağa kalktı.

“Bu kadının sözüne mi inanacağız? Belki para verdiniz.”

Hakkı Bey cebinden küçük bir ses kayıt cihazı çıkardı.

“Parayı veren Elif değildi,” dedi. “Kızım dediğim bu kadın, senelerce tek kuruş istemedi. Meryem’i bulan bendim.”

Cihazdan Nermin Hanım’ın sesi duyuldu:

“Bir kâseyi içseydi bu kadar büyümezdi. Birkaç sancı yaşar, hastaneye giderdi. Kimse bizi suçlayamazdı. Ama inat etti. Sonra da tencere elimden kaydı.”

Ardından aile avukatının sesi geldi:

“Hanımefendi, bu konuşmayı telefonda yapmayın.”

Kayıt sona erdiğinde Murat’ın elleri masanın üzerinde yumruk olmuştu.

“Anne,” dedi. “Sen bunu gerçekten yaptın mı?”

Nermin Hanım hemen savunmaya geçti.

“Ben ailemi korudum! O çocuk doğarsa deden hisseleri ona bırakacaktı. Baban öldüğünden beri şirketi ayakta tutmak için neler çektiğimi bilmiyorsunuz. Elif’in çocuğu yüzünden her şey yabancı bir kızın eline geçecekti.”

Yabancı bir kız.

Yıllarca onların evinde yaşamış, sofralarını hazırlamış, hasta olduklarında başlarında beklemiş, oğullarını sevmiş, çocuklarını taşımıştım. Yine de onun gözünde yabancıydım.