“Babam asıl gerçeği öğrenirse ne yapacaksın? Elif’in dört yıl önce neden o sözleri söylediğini hâlâ bilmiyor. Ama Elif geri dönerse bu evde hiçbiriniz kalamazsınız.”

BÖLÜM 2

Cem’in son cümlesini duyduğumda kapının kolunu bıraktım.

“Elif geri dönerse bu evde hiçbiriniz kalamazsınız.”

Ne demek istediğini anlayamamıştım. Dört yıldır yüzünü görmediğim kızımın bu evle ne ilgisi olabilirdi? Tapu Murat’ın üzerindeydi. Ev bankaya ipotek edilmişti. Elif’in elinde ne vardı?

Ertesi sabah Cem’i avlunun köşesinde yalnız yakaladım.

“Dün gece söylediğin sözü açıkla,” dedim. “Elif ne biliyor?”

Cem önce gözlerini kaçırdı. Sonra sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi.

“Baba, Elif abla yıllar önce Nermin’i uyarmaya çalışmıştı. Nermin’in annesiyle konuşmasını duymuş. Daha Murat’la evleneli birkaç ay olmuşken bu evi nasıl üzerlerine alabileceklerini konuşuyorlarmış.”

Başımın içi uğuldadı.

“Bunu neden bana söylemedi?”

“Söyledi. Sen onu sofradan kovdun.”

O an dört yıl önceki yemek gözümün önüne geldi. Elif’in titreyen sesi, benim masaya vuran yumruğum, ardından kapanan kapı… Kızım gerçeği açıkça söylemeye çalışmış, ben ise onu miras peşinde koşmakla suçlamıştım.

“Peki dün neden ‘Elif gelirse burada kalamazsınız’ dedin?”

Cem acı acı güldü.

“Çünkü Elif abla o konuşmanın bir bölümünü telefonuna kaydetmiş. Sana dinletmek istemiş ama sen telefonu elinden alıp yere atmıştın. Kayıt tamamen silinmemiş. Eski telefon hâlâ onda olabilir.”

Dizlerimin bağı çözüldü. Duvara yaslandım.

Tam o sırada içeriden Nermin’in sesi geldi. Birisiyle telefonda konuşuyordu. Kapı aralıktı. Fark edilmeden yaklaştım.

“Anne, merak etme,” diyordu. “Kredinin büyük kısmını senin hesabına aktardım. Arsa da senin adına. İş ters giderse borç Murat’ın üzerinde kalır. Ben Kerem’i alır çıkarım. O ev zaten bankanın olur. İki yaşlıyı da yakında göndeririz.”

Nefesim kesildi.

Oğlumun aptallığına kızıyordum ama ilk kez onun da kullanılan biri olduğunu anladım. Nermin yalnızca bizi evimizden etmek istememişti. Murat’ı da borcun altında bırakıp kaçmayı planlıyordu.

O gece uyuyamadım. Emine yanımda güçlükle nefes alıyordu. Ona gerçeği anlatmaya cesaret edemedim. Bir felaketin içinde yaşadığımızı bilse kalbi dayanmazdı.

Ertesi sabah Nermin pazara gidince Murat’ı avlunun arkasına çektim.

“Oğlum, beni bir kez olsun sakin dinle. Nermin parayı annesinin hesabına aktarmış. Arsayı da onun üzerine yapmış. İş batarsa seni bırakıp gidecek.”

Murat’ın yüzü kızardı.

“Yeter artık baba! Karımı kötülemekten vazgeç.”

“Ben kendi kulağımla duydum.”

“Sen onun odasını mı dinliyorsun? Bu evde huzur bırakmadınız. Nermin size bakıyor, siz de arkasından iş çeviriyorsunuz.”

“Bakıyor mu? Anneni kömürlükte yatırıyor. Hastane parasını vermedi. Bizi hizmetçi yaptı.”

Murat elini havaya kaldırdı.

“Bu ev artık benim. Kimin nerede kalacağına ben karar veririm.”

Bu cümleyi duyduğumda içimdeki son umut da söndü. Oğlum yalnızca kandırılmış değildi. Gerçeği görmek istemeyecek kadar kibirliydi.

Nermin eve döndüğünde Murat’ın yüzünden bir şeylerin konuşulduğunu anlamış olmalıydı. Öğleden sonra iki yabancı adam geldi. Kamyonetin arkasında yeni mobilyalar vardı.

Nermin bizim kömürlüğe indi.

“Eşyalarınızı toplayın,” dedi.

Emine yatakta doğrulmaya çalıştı.

“Nereye gideceğiz kızım?”

“Beni ilgilendirmez. Depoyu büyüteceğim. Ayrıca Hasan Bey aile işlerine karışıp huzurumuzu bozuyor.”

“Burası bizim evimizdi,” dedim.

Nermin tapu fotokopisini yüzüme doğru salladı.

“Eskiden öyleydi. Şimdi değil.”

Murat avluda duruyordu. Ona baktım.

“Oğlum, annen daha hastaneden yeni çıktı. Bizi gerçekten sokağa mı atacaksın?”

Dudakları kıpırdadı ama cevap veremedi. Nermin onun yerine konuştu.

“Baba oğul duygusallığını sonra yaparsınız. Adamlar bekliyor.”

Bir saat içinde otuz beş yıllık hayatımız üç torbaya sığdı. Emine’nin düğün sandığından kalan birkaç örtü, ilaçları, benim eski tespihim ve birkaç parça kıyafet…

Kapının önüne çıktığımızda yağmur başlamıştı. Emine koluma tutunuyor, ayakta kalmaya çalışıyordu. Komşular perdelerin arkasından bakıyordu. Ben hayatımda ilk kez başımı kaldırıp kimsenin yüzüne bakamadım.

Tam o sırada sokağın başında eski bir otomobil durdu.

Kapı açıldı.

Elif indi.

Saçları yağmurdan yüzüne yapışmıştı. Üzerinde ince bir mont vardı. Bizi görünce koşmaya başladı.

“Anne!”

Emine kızını görünce olduğu yerde çöktü. Elif annesine sarıldı. İkisi de uzun süre konuşamadı. Sadece ağladılar.

Ben birkaç adım geride duruyordum. Dört yıl önce evimden kovduğum kızım şimdi bizi o evin önünden toplamaya gelmişti.

Elif bana döndü. Gözlerinde öfke değil, yorgun bir acı vardı.

“Baba, arabaya binin. Burada kalamazsınız.”

“Beni affedebilir misin?” diyebildim.

“Şimdi bunun sırası değil. Önce annemi sıcak bir yere götürelim.”

Elif bizi Keçiören’deki iki odalı evine götürdü. Kocası Yusuf kapıda karşıladı. Tek kelime sormadan Emine’nin koluna girdi, yatağı hazırladı, çorba ısıttı. Onların evi bizim üç katlı evimizden küçüktü ama ilk kez kendimizi yük gibi hissetmiyorduk.

Gece herkes uyuduktan sonra Elif’in yanına oturdum.

“Kızım,” dedim, “sana yaptığımın affı yok. Sen bizi korumaya çalıştın, ben seni kovdum. Sana değil, tatlı konuşanlara inandım.”

Elif’in gözleri doldu.

“Baba, ben ev istemedim. Sadece bir gün anahtarınızın elinizden alınmasından korktum.”

Sonra eski bir telefonu çekmeceden çıkardı. Ekranı çatlamıştı.

“Bu kayıt hâlâ duruyor.”

Telefonda Nermin’in yıllar önce annesiyle yaptığı konuşmanın bir bölümü vardı. Nermin, Murat’ı ikna edip evi üzerlerine alacağını, yaşlıların nasıl olsa itiraz edemeyeceğini söylüyordu.

Kayıt tek başına evi geri getirecek bir mucize değildi. Fakat gerçeğin yıllar önce başladığını kanıtlıyordu.

Elif ayrıca annesinin hastaneye kaldırıldığı gün eve geldiğini anlattı. Nermin onu kapıdan çevirmişti.

“Baban seni sildi. Burada paylaşılacak bir şey yok,” demişti.

Kızım yine de hastanenin hangi hastane olduğunu bulmaya çalışmış, ulaşamayınca her gün Emine’yi aramış ama telefonu Nermin açıp kapatmıştı.

İçimde bir yer paramparça oldu. İki oğlum yanımızdayken bizi yalnız bırakmış, dışladığım kızım ise uzaktan annesine ulaşmaya çalışmıştı.

Ertesi hafta Murat bizi aramadı. Nermin ise mahallede bizim kendi isteğimizle Elif’e gittiğimizi anlatmıştı.

İnsanlar kötülüğü yaparken bir de üzerine düzgün bir hikâye uydurmayı pek seviyor.

Fakat gerçek uzun süre saklanmadı.

Bir ay sonra Murat kapımıza geldi. Saçı sakalına karışmış, elbiseleri buruşmuştu. Elif kapıyı açtığında dizlerinin üzerine çöktü.

“Baba, haklıymışsın.”

Nermin paranın büyük kısmını annesinin hesabına aktarmıştı. Satın aldıklarını söylediği arsa da Nermin’in annesi adına kayıtlıydı. Bankanın taksitleri ödenmemiş, eve icra bildirimi gelmişti. Murat hesapları sorunca Nermin, Kerem’i alıp annesinin evine gitmişti.

“Beni boşanmakla tehdit ediyor,” dedi Murat. “Borç benim üzerimde. Ev satılsa bile borcun tamamı kapanmayabilir.”

Sonra başını yere eğdi.