Fakat beni asıl sarsan, Derya’nın bir sonraki cümlesi oldu:

“Kaan Bey, sizin de bilmeniz gereken bir şey var. Selin sizi Emre için terk etmedi. Sizi susturmak için terk etti.”

Derya’nın bu sözlerinden sonra salondaki fısıltılar bir anda kesildi.

Selin’in yüzündeki gelin makyajı bile korkusunu gizleyemiyordu. Emre ise nikâh masasının yanında taş kesilmişti. Babası Rauf Bey, iki güvenlik görevlisine eliyle işaret etti.

“Bu kadını hemen dışarı çıkarın!”

Derya mikrofonu bırakmadı.

“Bana bir kez daha dokunursanız bütün belgeleri buradaki gazetecilere şimdi dağıtırım.”

Görevliler durdu. Davetlilerin arasında telefonlarını çıkarıp kayıt yapmaya başlayanlar vardı. Selin, Derya’ya doğru bir adım attı.

“Sen öldün,” diye fısıldadı. “Herkes öldüğünü biliyor.”

Derya acı bir gülümsemeyle karşılık verdi.

“Hayır, Selin. Siz benim ölmemi istediniz.”

Emre başını iki elinin arasına aldı.

“Derya, lütfen burada yapma.”

“Üç yıl önce beni bir bodrumda bırakırken de böyle söylemiştin. ‘Bunu yapma, ailemi rezil etme’ demiştin. Şimdi rezil olmaktan mı korkuyorsun?”

Ne olduğunu anlamaya çalışırken Derya’nın elindeki fotoğrafa baktım. Fotoğrafta daha genç bir Emre, yanında Derya ve arkalarında Rauf Bey vardı. Derya’nın üstünde sade beyaz bir elbise bulunuyordu.

“Bu bir düğün fotoğrafı mı?” diye sordum.

Derya başını salladı.

“Emre’yle dört yıl önce Bursa’da resmî nikâh yaptık. Ailesi ilişkimizi istemiyordu çünkü babamın şirketindeki hisseler bana kalacaktı. Rauf Bey, evliliği kabul etmiş gibi davrandı. Bir süre sonra babamın ölümünden kalan hisseleri Emre’ye devretmem için baskı yapmaya başladılar.”

Emre aniden bağırdı:

“Yalan söylüyor!”

Derya çantasından katlanmış bir belge çıkardı.

“Bu da nikâh kayıt örneği. Boşanma belgemiz yok çünkü ben ölmedim. Sen de hâlâ benim kocamsın.”

Nikâh memuru belgeyi aldı. Birkaç satır okuduktan sonra yüzü ciddileşti.

“Bu şartlar altında nikâha devam edemem,” dedi.

Selin, Emre’ye döndü.

“Bana onun öldüğünü söyledin.”

Emre cevap veremedi.

Rauf Bey, oğlunun önüne geçerek Derya’ya yaklaştı.

“Ne kadar istiyorsun?”

Derya bir an sessiz kaldı.

“Beni hâlâ parayla susturabileceğinizi mi sanıyorsunuz?”

“Bu gösteriyi bitir. Sana istediğin parayı veririz.”

“Üç yıl önce de aynı şeyi söylediniz. Önce imza istediniz, sonra kimliğimi ve telefonumu aldınız. Kabul etmeyince beni günlerce kapalı tuttunuz. Kaçmayı başardığımda hakkımda çoktan ölüm kaydı oluşturulmuş, şirket hisselerim sahte belgelerle devredilmişti.”

Salondaki herkes Rauf Bey’e bakıyordu. Birkaç dakika öncesine kadar ülkenin en saygın iş insanlarından biri gibi karşılanan adam şimdi terliyordu.

Benim aklım ise Derya’nın söylediği diğer cümledeydi.

“Selin beni neden susturmak istedi?” diye sordum.

Derya gözlerini bana çevirdi.

“Çünkü babanızın ölümünden önce hazırladığı dosyayı bulmuştunuz.”

O an nefesim kesildi.

Babam Kemal Arslan, beş yıl önce şirket merkezinin merdivenlerinden düşerek hayatını kaybetmişti. Herkes bunun bir kaza olduğunu söylemişti. Ölümünden birkaç hafta önce bana bazı ihalelerde usulsüzlük olduğunu anlatmış, fakat ayrıntı vermeden konuyu kapatmıştı.

Onun çalışma odasında siyah bir dosya bulduğumu yalnızca Selin biliyordu.

Dosyayı açtığımda bazı şirket isimleri, para transferleri ve imzalar görmüştüm. Belgeleri tam inceleyeceğim gün Selin, birlikte yemek yememiz gerektiğini söylemişti. Döndüğümde dosya ortadan kaybolmuştu.

Selin, temizlik görevlisinin yanlışlıkla attığını söylemişti.

İki hafta sonra da nişan yüzüğünü masaya bırakıp beni terk etmişti.

“Dosyayı sen mi aldın?” diye sordum.

Selin dudaklarını birbirine bastırdı.

“Ben ne yaptığımı bilmiyordum.”

“Dosyayı sen mi aldın?”

“Emre bana bunun Kaan’ı korumak için gerekli olduğunu söyledi.”

Emre alaycı bir kahkaha attı.

“Şimdi bütün suçu bana mı atacaksın?”

Selin’in gözleri doldu.

“Bana Kaan’ın babasının suç işlediğini, belgeler ortaya çıkarsa Kaan’ın da hapse gireceğini söyledin. Dosyayı getirirsem her şeyi çözeceğini söyledin.”

Derya başını iki yana salladı.

“Dosyada Kaan’ın babasının suçu yoktu. Tam tersine, Kemal Bey Rauf ve Emre’nin kamu ihalelerinde kurduğu sistemi ortaya çıkarmıştı. Babamın şirketi de o sistemin içine çekilmişti.”

Ben Rauf Bey’e baktım.

“Babam bunu bildiği için mi öldü?”

Salonda derin bir sessizlik oldu.

Rauf Bey’in yüzü değişmedi.

“İnsanlar merdivenden düşebilir.”

Bu soğuk cevap içimdeki bütün öfkeyi ayağa kaldırdı. Ona doğru yürüdüm fakat Derya kolumu tuttu.

“Onun istediği bu,” dedi. “Burada öfkenize yenilirseniz kendini mağdur gösterecek.”

Rauf Bey küçümseyerek gülümsedi.

“Elinde hiçbir şey yok.”

Derya elindeki eski fotoğrafın arkasını çevirdi.

“Babam ölmeden önce Kemal Bey’le görüşmüştü. İkisi belgelerin kopyalarını farklı yerlerde saklamaya karar vermiş. Ben bunu yıllar sonra öğrendim.”

“Belgeler nerede?” diye sordum.

“Selin’de.”

Herkes yeniden ona döndü.

Selin sanki üzerine bir ışık tutulmuş gibi gözlerini kapattı.

“Bende değil.”

Derya ona yaklaşarak alçak sesle konuştu.

“Üç yıl önce beni son gördüğün gün elimdeki küçük anahtarı aldın. O anahtarın neyi açtığını biliyorsun.”

Selin’in elleri titremeye başladı.

Emre bağırdı:

“Onu dinleme!”

Selin birden geriye çekildi.

“Beni yıllardır tehdit ediyorsunuz,” dedi. “Kaan’a gerçeği anlatırsam kardeşimin borçlarını ortaya çıkaracağınızı, ailemi mahvedeceğinizi söylediniz.”

“Sen de susmayı seçtin,” dedim.

Selin bana baktı.

“Başlangıçta seni koruduğumu sandım. Sonra işin içine çok derin girdim. Dosyayı Emre’ye verdiğimde geri dönemeyeceğimi düşündüm.”

“Beni sevdiğini söylerken onlarla mı çalışıyordun?”

“Hayır. Seni gerçekten seviyordum.”

“Seven insan sevdiği kişiden gerçeği çalmaz.”

Selin başını eğdi. Gözyaşları gelinliğinin üzerine düşüyordu fakat ona acıyamıyordum. Çünkü onun sessizliği yalnızca beni değil, babamın adını ve Derya’nın hayatını da yok etmişti.

Derya mikrofonu masaya bıraktı.

“Selin, anahtar nerede?”

Selin uzun süre cevap vermedi. Sonunda gelin buketini yere bıraktı ve saçlarının arkasındaki küçük tokayı çıkardı. Tokanın içinden ince, pirinç bir anahtar düştü.

Salondan şaşkınlık sesleri yükseldi.

“Bunu üç yıldır yanımda taşıyorum,” dedi. “Emre’ye kaybettiğimi söyledim.”

Derya anahtarı avucuna aldı.

“Neden sakladın?”

“Çünkü bir gün cesaret edebilirsem her şeyi düzeltmek istedim.”

Derya’nın yüzü sertleşti.

“Cesaret, gerçeği yıllarca saçında taşımak değildir. Cesaret, bedeli varken konuşmaktır.”

Selin bu sözlere cevap veremedi.

Anahtar, İstanbul’daki eski bir tren garının emanet dolabına aitti. Derya dolabın numarasını babasının eski notlarından öğrenmişti. Hep birlikte oraya gitmedik. Düğün salonundaki kalabalığın önünde böyle bir hareket yapmak belgeleri tehlikeye atabilirdi.

Derya, ben ve Barış arka çıkıştan ayrıldık. Barış’a kısa bir mesaj göndermiştim. Ne olduğunu bilmese de güvendiğim tek kişiydi.

Derya arabada sessizce dışarı bakıyordu.

“Beni neden seçtin?” diye sordum.

“Ben seni seçmedim. Sen beni kaldırımda gördün.”

“Orada bulunman tesadüf değildi.”

Bu kez bana baktı.

“Hayır.”

Gerçek sonunda ortaya çıktı.

Derya haftalardır beni takip ediyordu. Babamın dosyada adı geçen oğlunun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışmıştı. Benim de ailelerinin düzeninin parçası olup olmadığımı bilmiyordu.

O gün restoranın önünde oturması planlıydı. Eski kıyafetleri bilerek giymiş, dikkatimi çekmeye çalışmıştı. Fakat ona düğün teklifi yapacağımı tahmin etmemişti.