Fakat beni asıl sarsan, Derya’nın bir sonraki cümlesi oldu:

“Orada bulunman tesadüf değildi.”

Bu kez bana baktı.

“Hayır.”

Gerçek sonunda ortaya çıktı.

Derya haftalardır beni takip ediyordu. Babamın dosyada adı geçen oğlunun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışmıştı. Benim de ailelerinin düzeninin parçası olup olmadığımı bilmiyordu.

O gün restoranın önünde oturması planlıydı. Eski kıyafetleri bilerek giymiş, dikkatimi çekmeye çalışmıştı. Fakat ona düğün teklifi yapacağımı tahmin etmemişti.

“Yani beni kullandın.”

“Başlangıçta evet.”

“Peki sonra?”

Derya gözlerini kaçırdı.

“Sonra sizin de kandırıldığınızı anladım.”

“Bunu düğünden önce söyleyebilirdin.”

“Söyleseydim bana inanır mıydınız? Sokakta gördüğünüz bir kadın size eski nişanlınızın babanızla ilgili belgeleri çaldığını söyleseydi ne yapardınız?”

Cevap veremedim.

Muhtemelen güvenliği çağırırdım.

Garın emanet bölümüne ulaştığımızda anahtar, üzerinde 214 yazan eski dolabı açtı. İçeride metal bir kutu vardı. Kutunun içinde şirket kayıtları, banka hareketleri, ses kayıtlarının bulunduğu küçük bir cihaz ve babamın el yazısıyla tuttuğu notlar duruyordu.

İlk sayfada şu cümle yazıyordu:

“Kaan bu dosyayı bulursa ona gerçeği anlatın. Bu suçun yükünü ona bırakmak istemiyorum.”

Dizlerimin gücü kesildi. Yıllardır babamın beni neden dışarıda bıraktığını düşünmüştüm. Meğer beni korumaya çalışmıştı.

Ses kayıtlarından birini açtık.

Babamın sesi garın sessiz odasında yankılandı.

“Rauf, bu ihaleleri durduracaksın. İnsanların evlerini güvensiz malzemelerle yapıp paralarını çalamazsın.”

Ardından Rauf Bey’in sesi duyuldu:

“Sen de bu sistemden kazandın.”

“Hayır. Ben gördüğüm anda çekildim ve her şeyi bildireceğim.”

Kayıt burada kesiliyordu.

Derya kutuyu kapattı.

“Artık inkâr edemezler.”

Belgeleri doğrudan gazetecilere vermek yerine, birkaç bağımsız hukukçuya, denetçiye ve şirket ortaklarına aynı anda ulaştırdık. Çünkü tek bir kişiye teslim edilen gerçek kolayca kaybolabilirdi. Babalarımızın yaptığı hata, tehlikenin büyüklüğünü bilip yine de sistemi birkaç kişinin vicdanına bırakmalarıydı.

Ertesi sabah düğünde yaşananlar bütün ülkede konuşuluyordu. Fakat asıl darbe, belgelerin doğrulanmasıyla geldi.

Rauf Bey’in şirketlerinin hesapları incelemeye alındı. Birçok ortak istifa etti. Emre’nin Derya’nın ölüm kaydını oluşturmak için kullandığı sahte belgeler ortaya çıktı. Derya’nın hisseleri üzerinde yapılan devirler durduruldu.

Selin de ifade verdi.

Kendini kurtarmak için değil, sonunda susmanın suç ortaklığı olduğunu kabul ettiği için konuştuğunu söyledi. Bu, yaptıklarını affettirmedi ama gerçeğin tamamlanmasını sağladı.

Birkaç hafta sonra beni bir kafeye çağırdı.

Gelinlik içindeki kendinden emin kadından eser yoktu. Saçlarını toplamış, önündeki çaya dokunmadan oturuyordu.

“Senden özür dileyerek her şeyi düzeltemeyeceğimi biliyorum,” dedi.

“Düzeltemezsin.”

“Seni terk ettiğim gün Emre’ye gitmedim. Ailemin yanına döndüm. Fakat senin, onunla birlikte olduğumu düşünmene izin verdim. Çünkü benden nefret edersen gerçeği araştırmayacağını düşündüm.”

“Benim adıma karar verdin.”

“Evet.”

“Babamın adını temizlemek için beş yıl kaybettim.”

“Biliyorum.”

“Açıklaman seni masum yapmıyor.”

“Bunu da biliyorum.”

Ayağa kalktım. Selin koluma dokunmadı.

“Bir zamanlar seni çok sevmiştim,” dedim. “Ama şimdi anlıyorum ki sevgi, birini korumak bahanesiyle onun hayatını elinden almak değildir.”

Onu orada bırakıp çıktım.

Derya’nın resmî olarak hayatta olduğunun kabul edilmesi aylar sürdü. O süreçte ona verdiğim 100 bin lirayı kabul etmedi.

“Anlaşmamız vardı,” dedim.

“Düğüne eşlik etmek için anlaşmıştık. Benim başka bir amacım vardı.”

“Yine de hayatını yeniden kurman gerekiyor.”

“Bunu kendi paramla yapacağım.”

Şirket hisseleri geri döndüğünde ilk işi lüks bir ev almak olmadı. Babasının yarım kalan projelerinden birini tamamladı. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, şiddetten ve ekonomik baskıdan kaçan kadınların çocuklarıyla kalabileceği bir yaşam merkezi açtı.

Merkezin girişine babasının adını değil, “Yeni Başlangıç” yazdırdı.

“Bunca şeyden sonra neden kendi adını koymadın?” diye sordum.

“Çünkü buraya gelen insanların geçmişlerini taşımaya değil, yeni bir isim bulmaya ihtiyaçları var.”

Ben de babamın şirketinde kapsamlı bir denetim başlattım. Usulsüzlüklerden habersiz olsam bile yıllarca yalnızca kazanca baktığımı kabul ettim. Bazı yöneticileri görevden aldım, güvenli olmayan projeleri durdurdum ve zarar gören aileler için bir fon kurdum.

Paranın insanı kötü yapmadığını öğrendim. Ama para, kötü bir insanın gerçek yüzünü uzun süre saklayabiliyordu.

Derya’yla aramızdaki ilişki hemen bir aşka dönüşmedi. O benden yardım istemekten nefret ediyor, ben de her şeyi kontrol etmeye çalışıyordum. Bazen tartışıyor, günlerce konuşmuyorduk.

Bir gün merkezin bahçesinde eski ayakkabılarını gördüm. Onları cam bir kutuya koymuştu.

“Neden saklıyorsun?”

“Nereden geldiğimi unutmamak için.”

“Gerçekten sokakta mı yaşıyordun?”

“Bir süre evet. Plan yapmadan önce de sokaktaydım. Her şeyimi kaybettiğimde insanların bana nasıl baktığını gördüm. Bazıları yüzünü çevirdi, bazıları bozuk para attı. Sen ise beni satın almaya çalıştın.”

Utançla başımı eğdim.

“Pek iyi bir başlangıç yapmamışım.”

Derya gülümsedi.

“Ama en azından teklifin ilginçti.”

Aylar sonra merkezin açılışında onlarca kadın ve çocuk bahçedeydi. Derya konuşmasını bitirdiğinde yanıma geldi.

“Eski nişanlının düğününe götürecek birine hâlâ ihtiyacın var mı?” diye sordu.

“Hayır. Artık kimseyi kıskandırmak istemiyorum.”

“Peki yanına birini almak için başka bir nedenin var mı?”

Elini tuttum.

“Bu kez gösteriş için değil. Yanımda yürümeyi kabul edersen var.”

Derya elini çekmedi.

Beni en çok şaşırtan şey, sokakta yaşayan bir kadının aslında büyük bir mirasın sahibi olması değildi. Asıl şaşırtıcı olan, her şeyini kaybetmiş bir insanın bile onurunu koruyabilmesi ve her şeye sahip görünen insanların bir avuç para için insanlıklarını kaybedebilmesiydi.

O düğün gerçekleşmedi.

Fakat o gün birkaç insanın hayatı yeniden başladı.

Rauf ve Emre, yıllarca kendilerini kanunlardan ve insanların vicdanından büyük sanmışlardı. Selin ise korkusunun arkasına saklanarak sessizliğin kimseye zarar vermediğine inanmıştı.

Hepimiz geç de olsa aynı şeyi öğrendik:

Bazen kötülük yalnızca onu yapanlardan güç almaz. Gerçeği bildiği hâlde susanlar da ona yer açar.

Siz Kaan’ın yerinde olsaydınız, sizi başlangıçta kullandığını saklayan Derya’ya güvenebilir miydiniz? Peki Selin’in korku yüzünden yaptıklarını affeder miydiniz, yoksa bazı ihanetlerin bahanesi ne olursa olsun geri dönüşü olmadığını mı düşünürdünüz?