BÖLÜM 2
Telefonu kapattığımda annem hâlâ havluya sarılı halde titriyordu.
“Polis mi gelecek?” diye fısıldadı.
“Evet.”
Yüzündeki korku daha da büyüdü.
“Serkan duyarsa çok kızar.”
Annem yetmiş sekiz yaşındaydı. Buna rağmen kendi oğlunun öfkesinden, cezalandırılmayı bekleyen küçük bir çocuk gibi korkuyordu.
Ellerini tuttum.
“Bu evde artık kimse sana dokunamayacak.”
Banyodan çıkmadan önce fotoğrafları güvenli bir dosyaya aktardım. Annemin anlattıklarını, tarihleri ve kullanılan ilaçların isimlerini not ettim. Kırık telefonunu sakladıkları yeri sordum. Serkan’ın banka belgelerini hangi dolapta tuttuğunu öğrendim.
Sonra annemin paltosunu yeniden omuzlarına geçirdim.
Üst kata çıktığımızda Serkan salondaki koltukta oturuyor, televizyon izliyordu. Melis ise annemin çantasını karıştırıyordu.
Beni görünce fermuarı hemen kapattı.
“Banyo uzun sürdü,” dedi.
“Annemin biraz dinlenmeye ihtiyacı var.”
Serkan alaycı bir sesle güldü.
“Sana karşı melek gibi davranmıştır. Bir de bizim her gün neler çektiğimizi görsen.”
Annem başını eğdi.
Melis mutfaktan bir bardak su getirdi. Bardağın yanında iki beyaz hap vardı.
“Gece ilaçlarını içsin,” dedi.
Hapları elime aldım.
“Bunlar doktorun verdiği ilaçlar mı?”
Melis’in yüzündeki gülümseme kısa bir an dondu.
“Tabii ki.”
“Reçetesini görebilir miyim?”
Serkan televizyonun sesini kapattı.
“Ne zamandan beri bizi sorguluyorsun?”
“Annemin kullandığı ilaçları bilmek istiyorum.”
Melis hapları elimden almaya çalıştı.
“Sen doktor değilsin.”
“Sen de değilsin.”
Odadaki hava bir anda değişti. Serkan ayağa kalktı.
“Elif, mesleğini bu eve taşıma. Burada kardeşimsin.”
“Annem de burada anneniz. Fakat ona öyle davranmıyorsunuz.”
Serkan bana doğru bir adım attı. Annem hemen koluma tutundu.
“Yapma,” diye fısıldadı.
Serkan annemin korkusunu görünce yüzünü buruşturdu.
“Yine ne anlattın ona?”
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Serkan birkaç saniye hareketsiz kaldı. Ardından pencereye yönelip dışarı baktı. Sokağın başında iki polis aracı, bir sağlık ekibi ve savcılık görevlileri vardı.
Yüzündeki renk çekildi.
“Sen ne yaptın?”
“Yalnızca işimi.”
Kapı açıldığında evin içine üniformalı polisler girdi. Ekibin başındaki komiser, arama ve koruma kararlarını Serkan’a uzattı.
“Evde bulunan Nermin Karaca hakkında acil koruma kararı var. Ayrıca yaşlıya karşı kötü muamele, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, tehdit, belge sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık şüphesiyle arama yapılacak.”
Melis çığlık attı.
“Bu kadın bunadı! Ne söylediğini bilmiyor!”
Annemin bedeni yeniden titredi. Ben onun önünde durdum.
“Sağlık ekibi annemi muayene edecek. İfadesi uzman eşliğinde alınacak.”
Serkan öfkeyle üzerime yürüdü.
“Aileyi rezil ettin!”
Komiser önüne geçti.
“Geri çekilin.”
Serkan sesini yükseltti.
“O benim annem! Onun için yıllardır hayatımı mahvettim!”
Annem ilk kez başını kaldırdı.
“Hayatını değil, benim hayatımı mahvettin.”
Herkes sustu.
Bu cümleyi söylerken sesi zayıftı. Fakat Serkan’ın attığı bütün bağırışlardan daha güçlüydü.
Sağlık görevlileri annemi ambulansa götürdü. Ben de yanında gittim. Polisler evde arama yaparken yatak odasındaki kilitli çekmeceden banka kartları, boş imzalı kâğıtlar ve annemin adına düzenlenmiş sahte vekâlet belgeleri buldu.
Annemin yatağının altından iki kalın ip çıktı.
İplerin üzerindeki lifler, bileklerindeki yaralarla uyumluydu.
Banyoda gördüğüm haplar ise anneme ait değildi. Melis’in bir tanıdığı üzerinden aldığı ağır sakinleştiricilerdi. Annemin bazı günler neden yürüyemediği, konuşurken neden kelimeleri karıştırdığı böylece ortaya çıktı.
Onu gerçekten hasta gibi göstermek için düzenli olarak ilaç veriyorlardı.
Hastanede yapılan ilk muayenede kaburgalarından birinin daha önce kırıldığı, omzunda iyileşmemiş bir çatlak bulunduğu ve vücudunda farklı zamanlara ait çok sayıda darbe izi olduğu belirlendi.
Doktor bana sessizce:
“Bunlar tek seferlik değil,” dedi. “Uzun süredir devam eden sistematik şiddet belirtileri.”
Bunu zaten biliyordum.
Fakat bir doktorun ağzından duymak, içimdeki öfkeyi daha da büyüttü.
Serkan ve Melis o gece gözaltına alındı. İlk ifadelerinde her şeyi reddettiler. Annemin bunama belirtileri gösterdiğini, kendisini sık sık yaraladığını ve hesaplarını kendi isteğiyle Serkan’a devrettiğini söylediler.
Hatta Melis ağlayarak:
“Biz ona bakmak için hayatımızdan vazgeçtik,” dedi.
Fakat banka kayıtları başka bir hikâye anlatıyordu.
Annemin Mudanya’daki yazlığı, gerçek değerinin çok altında bir fiyata Serkan’ın arkadaşına satılmıştı. Satıştan iki hafta sonra aynı ev üç katı bedelle başka birine devredilmişti. Aradaki para farklı şirketler üzerinden Serkan’ın hesabına aktarılmıştı.
İki yatırım hesabından toplam dokuz milyon liradan fazla para çekilmişti. Bu parayla Serkan lüks bir araç almış, Melis pahalı takılar satın almış ve Antalya’daki bir otel projesine ortak olmuştu.
Evin girişindeki güvenlik kamerasını da incelettik.
Kamera aylar boyunca annemin evden tek başına çıkamadığını gösteriyordu. Buna karşılık Serkan ve Melis, onu sürekli dışarıda gezdirdiklerini ve her ihtiyacını karşıladıklarını söylüyordu.
Daha kötüsü, koridordaki eski bir bebek kamerasını unutmuşlardı. Cihazın hafıza kartında Melis’in annemi kolundan sürüklediği, Serkan’ın ona bağırdığı ve annemin yatak odasından yardım istediği görüntüler vardı.
Serkan anneme:
“İmzalamazsan seni akıl hastanesine kapatırım,” diyordu.
Melis ise kameraya sırtı dönük halde:
“Kızın seni çoktan unuttu. Bizden başka kimsen yok,” demişti.
Annem görüntüleri izlediğinde yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Bana gerçekten inanmadığını düşündüm,” dedi.
“Beni iki kere aradığını söyledin. Telefonuma hiç çağrı gelmedi.”
Serkan’ın telefon kayıtları incelenince annemin aramalarını kendi cihazına yönlendirdiği ortaya çıktı. Bana gönderdiği mesajları da silmişti.
Ben annemi ihmal ettiğimi düşünürken, onlar ikimizin arasındaki bütün yolları kasıtlı olarak kapatmıştı.
Bir hafta sonra annem benim Ankara’daki evime geldi. İlk geceler odasının kapısını kilitliyordu. Banyoya girerken paltosunu yanında taşıyor, masadaki yemeklere kuşkuyla bakıyordu.
Bir gece mutfağa su almaya kalktığımda onu buzdolabının önünde buldum. Elinde küçük bir ekmek parçası vardı.