Ve ardından bana öyle bir soru sordu ki dizlerimin bağı çözüldü:

Ve ardından bana öyle bir soru sordu ki dizlerimin bağı çözüldü:

Nalan’ın elindeki anahtarlar yere düştüğünde, çıkan ses küçücük avluda olduğundan daha büyük yankılandı.

Ben gözlerimi sarı zarftan ayıramıyordum.

“Tapu dosyası mı?” diye fısıldadım. “Benim sattığım evle ilgili ne dosyası?”

Postacı kendini tanıttı.

Adı Cem’di.

Otuzlu yaşlarının sonlarında, sakin konuşan bir adamdı. Elindeki teslim cihazına baktı, sonra bana.

“Ben içeriği bilmiyorum Müzeyyen Hanım. Sadece gönderici kısmında Kayseri 4. Sulh Hukuk Mahkemesi yazıyor. Tebligat sizin adınıza.”

Nalan hemen araya girdi.

“Yaşlı kadın anlamıyor. Verin bana. Ben geliniyim.”

Cem başını iki yana salladı.

“Teslim alacak kişi kendisi.”

Nalan’ın sesi sertleşti.

“Size ne oluyor? Aile meselesi bu.”

Cem bu kez barınağın kapısındaki dış sürgüye baktı.

“Ben de zaten tam olarak onu merak ediyorum.”

Nalan gözlerini bana çevirdi.

“Müzeyyen anne, söyle adama. Sen burada kendi isteğinle kalıyorsun.”

Üç yıl boyunca bu cümleyi başkalarına defalarca söylediğini duymuştum.

Ama ilk kez benden de aynı yalana ortak olmamı istiyordu.

Dilim damağıma yapıştı.

İçimden yine eski alışkanlığım yükseldi.

Sus.

Sorun çıkarma.

Oğlun zor durumda kalmasın.

Sonra önümde duran kapıya baktım.

Dışarıdan sürgülüydü.

Ve ilk kez kendime şu soruyu sordum:

Ben oğlumu korumaya çalışırken, beni kim koruyordu?

Başımı kaldırdım.

“Hayır,” dedim.

Nalan’ın yüzü gerildi.

“Ne?”

“Ben burada kendi isteğimle kalmıyorum.”

Cem’in bakışları değişti.

Nalan bir adım bana doğru yürüdü.

“Sen ne dediğinin farkında değilsin.”

“Üç yıldır farkındayım.”

Sesim çok güçlü çıkmadı.

Ama yeterince açıktı.

Cem telefonunu çıkardı.

Nalan hemen bağırmaya başladı.

“Polisi mi arayacaksın? Bir aileyi rezil edeceksin!”

Cem sakin kaldı.

“Hanımefendinin güvenliğiyle ilgili şüphem varsa bunu görmezden gelemem.”

Sonra bana dönüp,

“Kapıyı açabilir miyim?” diye sordu.

Gözlerim doldu.

“Lütfen.”

Cem sürgüyü kaldırdı.

Üç yıl sonra ilk kez o kapının benim istemediğim bir anda değil, benim isteğimle açıldığını gördüm.

Dışarı çıktığımda güneş gözlerimi acıttı.

Bahçede kaç kez güneş doğmuştu da ben onu küçücük pencereden seyretmiştim?

Nalan bağırmaya devam ediyordu.

“Barış gelince görürsünüz!”

Ben ise ilk kez ondan korkmak yerine eve doğru baktım.

Burası, parasını benim verdiğim evdi.

Ama ben bahçedeki barınakta yaşamıştım.

Cem sarı zarfı bana uzattı.

Titreyen ellerimle imzayı attım.

Zarfı açmak istedim ama parmaklarım beceremedi.

Cem yardım etmek için baktı.

Başımı salladım.

“Sen aç evladım.”

Zarfın içinden birkaç sayfa çıktı.

Cem ilk sayfaya göz gezdirdi.

“Burada bir taşınmaz satışına ilişkin iptal davasından söz ediliyor.”

“İptal mi?”

“Anladığım kadarıyla eski evinizin satışıyla ilgili.”

Nalan bir anda sustu.

Bunu gördüm.

Sadece korkmuyordu.

Ne olduğunu biliyordu.

Tam o sırada bahçe kapısı yeniden açıldı.

Barış gelmişti.

Bizi görünce durdu.

Önce bana, sonra Cem’e, sonra açık barınak kapısına baktı.

“Neler oluyor?”

Nalan hemen yanına koştu.

“Bu adam anneni dolduruşa getiriyor!”

Cem,

“Ben postacıyım. Hanımefendiye tebligat getirdim,” dedi.

Barış sarı zarfı görünce yüzündeki renk değişti.

İşte o an ikinci darbeyi aldım.

Çünkü oğlum da zarfı tanımıştı.

“Sen biliyorsun,” dedim.

Barış gözlerini kaçırdı.

“Anne, sandığın gibi değil.”

İnsan hayatında bu cümleyi duyuyorsa genellikle tam da sandığı gibidir.

“Ne zamandır biliyorsun?”

“Anne, konuşuruz.”

“Üç yıldır konuşmadık Barış.”

Nalan araya girdi.

“Avukatlarla ilgili bir yanlış anlaşılma var.”

“Sus.”

Bu kelime ağzımdan çıktığında kendim bile şaşırdım.

Nalan da sustu.

Barış ise bana baktı.

“Anne…”

“Bana gerçeği anlat.”

Oğlum ellerini saçlarının arasından geçirdi.

Sonunda bahçedeki sandalyeye oturdu.

Sanki ayakta duracak gücü kalmamıştı.

“Sen evini sattığında…” diye başladı, “alıcı olarak görünen kişi aslında benim tanıdığım bir emlakçıydı.”

Kalbim sıkıştı.

“Ne demek bu?”

“Evin gerçek değerini sana söylemedik.”

Dünyanın bütün sesleri bir anda uzaklaşmış gibi oldu.

Ben o evi yıllar önce 1 milyon 850 bin liraya sattığımı sanmıştım.

O tarihte bana,

“Anne, piyasa düştü. Ev eski. Bundan fazlasını veren yok,”

demişlerdi.

Barış başını eğdi.

“Ev aslında 3 milyon 200 bin liraya devredildi.”

Dizlerimin bağı çözüldü.

Cem kolumdan tuttu.

“Bir milyon üç yüz elli bin lira…”

Barış cevap veremedi.

Nalan ise,

“O para boşa gitmedi!” diye bağırdı. “Bu eve harcandı!”

Ona baktım.

“Benim paramı benden saklayıp kendi evinize harcadınız.”

“Sen zaten bizimle yaşayacaktın!”

“Barınakta mı?”

Bu kez cevap veremedi.

Barış anlatmaya devam etti.

Satıştaki farkın bir kısmıyla evin kredisi kapatılmıştı.

Bir kısmıyla Barış’ın iş borcu ödenmişti.

Kalanı da Nalan’ın kardeşiyle birlikte açtıkları küçük bir dükkâna yatırılmıştı.

Ben bunların hiçbirini bilmiyordum.

“Peki dava neden açılmış?”

Barış yutkundu.

“Satışa aracılık eden emlakçı geçen yıl başka bir dosyada ifade vermiş. Bazı usulsüz satışlar araştırılırken senin dosyan da çıkmış.”

gorsele ilerleyin devamı sonraki sayfda….