Eve döneceğim gün için küçük bir aile yemeği düzenlemek istediğimi söyledim. Babamın ölümünden ve kazadan sonra hepimizin bir araya gelmesi gerektiğini anlattım.
Baran hemen kabul etti. Melis ise annemizi, dayımızı ve birkaç yakın akrabayı çağırmayı önerdi.
Onların amacı beni herkesin önünde dengesiz ve unutkan göstermekti.
Benim amacım ise maskelerini herkesin önünde çıkarmaktı.
Yemek günü öğleden sonra eve girdim. Yatak odam temizlenmiş, çarşaflar değiştirilmişti. Melis’e ait hiçbir eşya görünmüyordu. Fakat dolabın arkasına sıkışmış kırmızı bir küpe buldum.
Melis’in doğum gününde ona aldığım küpeydi.
Onu cebime koydum.
Salonda büyük bir masa hazırlanmıştı. Annem Hatice Hanım beni görünce ağladı. Babamın ölümünden sonra iyice çökmüştü. Kaza boyunca Baran ve Melis ona benim durumumun umutsuz olduğunu söylemişlerdi.
“Yavrum,” diyerek yüzümü tuttu. “Seni bir daha göremeyeceğim sandım.”
O an öfkemin arasında bir suçluluk hissettim. Annem de onların yalanlarının kurbanıydı.
Yemek başladığında Baran herkese ne kadar zor günler geçirdiğini anlattı. Melis onun sözlerini başıyla onaylıyor, arada bana şefkatli bakışlar atıyordu.
Sonra Baran cebinden evrakları çıkardı.
“Nehir’in tedavisi sürecek,” dedi. “Bu yüzden şirket işlerini geçici olarak benim yönetmemiz gerekiyor.”
Dayım kaşlarını çattı.
“Bizim mi, senin mi?”
Baran gülümsedi.
“Aile adına tabii.”
Evrakları önüme koydu. Kalemi elime aldım. Odadaki herkes bana bakıyordu.
“İmzalamadan önce bir şey söylemek istiyorum,” dedim.
Baran’ın omuzları gerildi.
“Son günlerde hafızam karışıktı. Ama bugün bazı şeyleri hatırladım.”
Melis elindeki bardağı masaya bıraktı.
“Neyi hatırladın abla?”
“Eve geldiğim günü.”
Salonda bir anda sessizlik oldu.
Baran hemen araya girdi.
“Doktor bunun mümkün olmadığını söyledi.”
“Sen doktor değilsin, Baran. Üstelik benim doktorumla konuşmana izin verdiğimi de hatırlamıyorum.”
Cebimden kırmızı küpeyi çıkarıp masaya bıraktım.
Melis’in yüzü bembeyaz oldu.
“Bunu yatağımın yanında buldum.”
Annem önce küpeye, sonra Melis’e baktı.
“Kızım, sen Nehir’in evinde mi kalıyordun?”
Melis dudaklarını ısırdı.
“Abla hastanedeyken evi toparlamak için…”
“Benim geceliğimi giyerek mi toparlıyordun?”
Baran ayağa kalktı.
“Yeter. Nehir hâlâ kendinde değil.”
“Tam tersine,” dedim. “Hayatımda ilk kez bu kadar kendimdeyim.”
Telefonumu televizyona bağladım. Ekranda çektiğim belgelerin fotoğrafları belirdi. Sahte vekâlet, devredilmiş tapular, sağlık raporu ve şirket ödemeleri tek tek ekrana yansıdı.
Dayım ayağa kalktı.
“Bu ne?”
“Ben hastanede yatarken hazırlanan yeni hayat planları.”
Baran’ın sesi sertleşti.
“Bunları anlamıyorsun. Şirketi korumak için yaptım.”
“Şirketten Melis’in hesabına aktarılan üç milyon lirayı da korumak için mi yaptın?”
Melis ağlamaya başladı.
“Abla, beni dinle. Baran beni zorladı.”
Baran ona döndü.
“Bütün fikirler sendendi!”
İşte beklediğim an buydu.
Birbirlerini korumayı bıraktılar.
Melis ayağa kalktı ve yıllardır içinde tuttuğu zehri dökmeye başladı.
“Her şeyi sen aldın!” diye bağırdı. “Babam seni okuttu, sana iş verdi, evi sana bıraktı. Ben hep ikinci plandaydım. Baran önce beni seviyordu. Sonra senin paranın daha güvenli olduğunu söyledi.”
Annem ellerini masaya dayadı.
“Ne diyorsun sen?”
Melis gözyaşları içinde anneme baktı.
“Baran’la Nehir evlenmeden önce beraberdik.”
Odadaki hava değişti.
Baran susması için ona yaklaşınca dayım aralarına girdi.
Ben ise cebimden ses kayıt cihazını çıkardım. Evde duyduğum konuşmanın kaydını açtım.
“Eğer hastanede ölürse zaten sorun kalmaz.”
Baran’ın kendi sesi salonda yankılandı.
Annem sandalyesine çöktü. Melis yüzünü elleriyle kapattı. Baran kapıya yöneldi ama kapının önünde Cemil Bey duruyordu. Yanında şirketin avukatı ve noter görevlisi vardı.
Cemil Bey elindeki dosyayı masaya bıraktı.
“Toplantıya biraz erken geldik sanırım.”
Baran bana döndü.
“Bunu bana yapamazsın.”
Sakin bir şekilde ayağa kalktım.
“Sen bana ne yaptığını hâlâ anlamıyorsun. Ben sadece gerçeği masaya koydum.”
Noter görevlisi gerçek vasiyetin mühürlü nüshasını açtı. Babamın mal varlığının aile şirketinde tutulduğu, hisselerin çoğunluğunun bana geçtiği ve sahte belgelerle yapılan bütün devirlerin hükümsüz olduğu okundu.
Baran’ın yüzündeki kibir yavaşça dağıldı.
“Bu imkânsız,” dedi.
Cemil Bey banka kayıtlarını önüne itti.
“Daha kötüsü var. Şirket parasını kişisel amaçla kullandığınız için borçlusunuz. Üç milyon liranın tamamı geri istenecek.”
Melis bana doğru yürüdü.
“Abla, ben senin kardeşinim.”
“Bunu en son ne zaman hatırladın?” diye sordum. “Ben hastanede yatarken mi, yatağımda uyurken mi, yoksa mirasımı paylaşırken mi?”
Cevap veremedi.
Annem ağlayarak Melis’e baktı.
“Ben sizi birbirinize emanet ettim.”
Melis dizlerinin üzerine çökmek istedi ama annem geri çekildi.
O gün kimse bağırarak evden kovulmadı. Kimseye vurulmadı. Çünkü bazen en ağır ceza, insanın yaptığı şeyin herkesin önünde adını bulmasıdır.
İhanet.
Hırsızlık.
Açgözlülük.
Baran birkaç gün içinde evden ayrıldı. Evliliğimizin sona ermesi için işlemleri başlattım. Şirket hesabından alınan paraların geri alınması için dava açıldı. Melis, kurduğu sahte şirketi kapatmak zorunda kaldı. Annem onunla bir süre görüşmedi.
Ben ise babamın bıraktığı şirketin başına hemen geçmedim. Önce çalışanlarla tek tek konuştum. Yıllardır babamın yanında çalışan insanların haklarını düzelttim. Vasiyette ayrılan eğitim fonunu büyüttüm.
Çünkü babamın bana bıraktığı en değerli şey evler ya da para değildi.
İnsanların emeğini koruma sorumluluğuydu.
Aylar sonra Mudanya’daki yazlık evin bahçesinde annemle otururken Melis’ten bir mektup geldi. Özür diliyor, her şeyi kıskançlıkla yaptığını söylüyordu. Baran’ın onu da kullandığını, sonunda yalnız kaldığını yazmıştı.
Mektubu bitirince annem bana baktı.
“Onu affedecek misin?”
Denize baktım.
“Belki bir gün içimdeki öfkeyi bırakırım,” dedim. “Ama affetmek, kapıyı yeniden açmak demek değil.”
Mektubu yakmadım. Saklamadım da. Masanın üzerine bıraktım.
Çünkü bazı insanlar yaptıklarının sonucuyla yaşamayı öğrenmelidir. Aile olmak, aynı evde büyümekle değil, birbirinin yarasına basmamayı seçmekle mümkündür.
Ben o kazadan sonra eski hayatıma dönmedim.
Daha dürüst bir hayata başladım.
Babamın son vasiyeti beni zengin yapmadı. Zaten para, insanın karakterine yeni bir şey eklemez. Sadece içinde sakladığını görünür hâle getirir.
Baran’da açgözlülüğü, Melis’te kıskançlığı, annemde kırılmış bir sevgiyi, bende ise yıllardır susturduğum gücü ortaya çıkardı.
Şimdi size sormak istiyorum:
İhanet eden kişi öz kardeşiniz olsa, bir gün gerçekten affeder miydiniz; yoksa bazı kapıların bir kez kapandıktan sonra sonsuza kadar kapalı kalması gerektiğine mi inanırsınız?